Özgür Özel’den Grup Toplantısında Mutlak Butlan Tepkisi
Özgür Özel, CHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, mutlak butlan kararı sonrası yaşanan yetki krizi, kurultay tartışmaları ve TBMM önünde yaşanan gerginliğe ilişkin açıklamalarda bulundu.
CHP’de mutlak butlan kararıyla başlayan süreç, bugün grup toplantısı üzerinden yeni bir gerilime sahne oldu. Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun aynı gün grup toplantısı yapacağını açıklaması üzerine gözler TBMM’ye çevrildi. Sabah saatlerinden itibaren Meclis çevresinde hareketlilik yaşanırken, Dikmen Kapısı çevresinde taraflar arasında kısa süreli gerginlik çıktığı bildirildi. TBMM’de güvenlik önlemleri artırılırken, grup toplantısına ziyaretçi alınmaması kararı verildi.
Yaşanan gelişmelerin ardından Kemal Kılıçdaroğlu, toplantı için CHP Genel Merkezi’ni adres gösterdi. Kılıçdaroğlu, partililere sükûnet çağrısı yaparak saat 14.00’te CHP Genel Merkezi’nde toplanma çağrısında bulundu. Aynı saatlerde Özgür Özel ise TBMM’deki grup toplantısında kürsüye çıktı.
Özel, konuşmasında Meclis kürsüsünde bulunmasının kişisel bir mesele olmadığını belirterek, yaşanan süreci “teslim olmama” ve “demokrasiye sahip çıkma” başlıklarıyla değerlendirdi. CHP’nin son dönemde siyasi ve hukuki baskılarla karşı karşıya olduğunu savunan Özel, yaşananların parti içi tartışma olarak gösterilmesine karşı çıktı.
Kurultay sürecine de geniş yer ayıran Özel, CHP’nin yeniden seçilmiş organlarıyla yoluna devam etmesi gerektiğini söyledi. Özel, 26 Temmuz tarihini geçirmeden kurultay yapılması gerektiğini ifade ederek, aksi halde partinin seçim süreci açısından riskli bir noktaya sürüklenebileceğini dile getirdi.
Konuşmasında Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i de anan Özel, Zeyrek’in vefat yıl dönümü nedeniyle Manisa’da olmak istediğini ancak TBMM’de yaşanan tablo nedeniyle grup toplantısına katılmayı görev olarak gördüğünü belirtti. Özel, konuşmasının ardından Mansur Yavaş ile birlikte Manisa’ya gideceğini açıkladı.
Özel, konuşmasının sonunda “Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz, bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek mücadele mesajı verdi.
İşte Özgür Özel’in CHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın tam metni:
CHP GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA
09.06.2026
ÖZGÜR ÖZEL- Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubum, çok değerli konuklar; bugün 13:30’da bu kürsüde kim olacak, günlerdir bu tartışıldı, bu konuşuldu. Burada, bu kürsüde ilan edilen saatte çıkıp konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, bir zafer olarak görmüyorum. Ancak, bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş Genel Başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen kapı önündeki binlerin, Türkiye’deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir, sizleri kutluyorum.
Biz, demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız, seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugün buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir, bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır, vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir, hepinizi kutluyorum.
Bugün 9 Haziran, kardeşim, arkadaşım, yoldaşım Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek’in vefatının sene-i devriyesindeyiz. Geçen yıl Kurban Bayramıydı, her kurban olduğu gibi 5 gibi kalktık, birimizden biri öbürünü alırdı, Ferdi geldi beni aldı. Genel Başkandık, Büyükşehir Belediye Başkanımızdı, Hatuniye Camii’ne gittik, bayram vaazını dinledik, namazımızı kıldık. Kabristana gittik, Manisa Tarzanı’ndan başladık her zaman ve her sene yaptığımız gibi, aile büyüklerine, her partiden seçilmiş belediye başkanlarının kabirlerine, partimizin ve diğer partilerin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 80 öncesinde hayatını yitirmiş olan il başkanlarına ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şehitlik, polis şehitliği her sene olduğu gibi, askeri şehitlik. Sonra kurban kesim alanına gittik, kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık, Ferdi Gülten teyzeye götürdü, ben anneme kavurma için. Öğlen 12 gibi ayrıldık birbirimizden. Ve akşam uyumaya yakın o yorgun günün sonunda o feci kaza haberini aldık, hep birlikte Manisa Celal Bayer Üniversitesi’nin bahçesine hep beraber, hepiniz vardınız, bütün Manisa vardı, neredeyse bütün Türkiye’den insan vardı, bütün partiler vardı. Üç gün direndi, üç gün dua ettik, üç gün bir mucizeyi kovaladık, olmadı, kaybettik. Sonra yine herkes vardı, hep beraber Manisa’da ilk kez Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan bir cenaze töreniyle meydanlara, Manisa’ya sığmadı. Tarihin en unutulmaz, herkesin gördüğüne şaşırdığı, bir tek Ferdi’yi bilenlerin şaşırmadığı, ancak bu Ferdi’ye nasip olurdu denilen bir törenle kardeşimi, kardeşimizi uğurladık.
Bugün de birinci sene-i devriyesi, orada olmak hepimize düşerdi, hepiniz istediniz, orada olacaktık. Ve geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu, bir dahaki grup toplantısı deyince, ben dedim haftaya olmaz, Ferdi’nin vefatının yıl dönümü, orada oluruz, herkes orada olur dedim. Ve bu soruya cevap yayınlandıktan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu, gözlerime inanamadım. Sonra da böyle araya girip, ya yapmasanız etmesiniz diyenlere, Özgür Bey Manisa’ya gideceğim deyince biz yapalım dedik diyerek, bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısını yapmak için bir fırsat görüldü, bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündüm günlerce, aklına güvendiğim herkese danıştım, grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma; gidelim, gelsinler. Kim gelecek? O sabah partiye 7’de kim geldiyse onlar gelecekti, biraz önce Dikmen kapıda onları gördük zaten. Kim gelecek? Son 4 kurultayın seçilmiş Genel Başkanı olmayacak, seçilmiş yöneticileri olmayacak, son 3’ünde geçerli oyların hepsini alan Genel Başkan olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan ki, kendime saymıyorum diye söyledim, bir Genel Başkanın son üç kurultaydır delinmeyen anahtar listesi. Bu liste iyi yapıldı, güçlü-müçlü demek değil. Bu delegenin, yani hem son seçilen delegenin, hem ilk delegenin, o günkü delegenin idraki, partiyi sevmesi, sahiplenmesi. Kapalı yere giriyor adam, kimse görmüyor, atmaz atmaz. Üç sene önce vermemiş 600 küsur tanesi. Hepsi veriyor, diyor ki, birlikte olalım, bugün dayanışma günü, bugün ayrışma günü değil diyor. O delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten Özgür Özel’e burada gerek yok, oraya kimin oturduğunun hiç önemi yok. Ama kim gelecekti? Kimin geleceğini gördük, nasıl gelmeyi planladıklarını gördük ve buranın ne olduğunu gördük. Burası milli iradenin tecelligahıdır. Burada tecelli eder, millet bir karar verir, o karar burada tecelli eder. Bütün yıpranmışlığına, yok sayılmasına, anayasayla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen eninde sonunda o birinci Meclisin duvarlarındaki o ruhu gidince hissedersiniz.
Burası seçilmişlerin yeridir. Ve eğer bir seçilmiş, ona verilen görevi, yani bugün bu kürsüdür ona verilen görev. Ele verilen bayrağı bir kere bırakmaya koysun, o bayrağı bir bırakırsanız millet bir daha elinize vermez o bayrağı. Onun için, herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle kararı verdim, dedi ki, hep Manisa’ya gitmem gerekir, hep burada bir şey çıkar. Orada da olmam lazım, ararım, ya birader ne yapacağız? Daha derken anlar, abi, biz burayı hallederiz, sen orada lazımsın. Ben bugün burada lazımdım, ondan burada kaldım. O yüzden bunun gereği de budur, burayla ilgili bir inatlaşmanın değil de bir vazifeyi üstlenmenin gereği de budur.
Dört koldan saldırı altındayız. 3 yıl önce partimizde seçimleri kazandık, 10 ay önce 5 parti birden yüzde 25’lik cam tavandaydık, 10 ay sonra yüzde 38 ile 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Kurulduğu günden beri AK Parti’yi ilk kez geçtik ve o günden bugüne saldırı altındayız, bunu bu kadar net koymak lazım. Yani CHP’nin iç işi diyorlar ya, bakarsan dışarıdan, anlamazsan meseleyi, çözmezsen kumpası CHP’nin iç işi. CHP’nin iç işi falan değil. Kim karışır CHP’nin kurultayına? Öyle bir noktadayız ki, o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongre de yapılmış, günü gelmiş sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son 4 kongreyi iptal etsen, daha doğrusu yok say, YSK’ya göre yok değil, mazbatalar duruyor, her şey tamam, hiçbir yere göre yok değil. Ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye’de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşemeyeceği, bir asliye mahkemesini ikna edenin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye’yi, ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki, onu söylemeden olmaz, onu görmeden olmaz. Kötü akıl şu: Yenilmiyorduk yendiler, kaybetmiyorduk kaybettik, İstanbul’u da aldılar, Ankara’yı da aldılar, Türkiye’nin yüzde 65’ini, ilk seçimde iktidarı alırlar, biz bu iktidarı veremeyiz, veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik, ama sandıkla gidemeyiz, dönülecek eşiği çoktan açtık, bu iktidarı teslim edemeyiz. Bütün mesele bu, bunun üstüne oturuyor sistem.
Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe, yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle hukuksuz bütün kararları Anayasa Mahkemesince bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle, 15’te 15 AK Parti’nin atadığı Anayasa Mahkemesi’nin 15’te 15’le bozduğu karar düşünün yani. Hani 2 kere 2’ye 4 değil 5 dememiş, 2 kere 2’ye 555 demiş, öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular, çok anlattım yaptıklarını da, mesela bugün için neredeyiz biliyor musunuz, bugün için? Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum’a buradan söylediğim, belediyelerin ellerinde Murat Kurum’un yolladığı yazılar var vergi gelirlerinin arttırılması için, hepsinde belli, Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu, o yüzden bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki, efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak, Özgür Özel’e Manisa’da para verdi, ortaya çıkacak. İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ki ortaya Özgür Özel o gün Ankara’da, gün boyunca programı belli. Dedim ki, bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız, böyle iftira olmaz dedim. İspatlayamadılar.
Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçla yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim diye kendi yazıp açıkladığı halde. Ya ne parası zaten? Seçilmesi garanti o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de, bizden mi istenmiş diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya’yı. Adaylığından sonra, son aday gösterilmesinden üç gün öncenin anketi var. Parti gitmiş aday göstermek için para almıştı, o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdirttiler biliyor musunuz? En son ifade, önce o paraya orası olmadı burasını attılar, eşkal tutmadı, yalan tutmadı. En son gittim, kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim diye ifade verdirttiler Ferdi Zeyrek’e. Nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkâr edemez, Özgür Özel’le de ilişkilidir, böyle dersek biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı kara deliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz. Bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Öyle bir noktaya geldik ki, ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır nedir bilinmez. Oraya hamle yaparak, partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsuzlaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü iş birliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar. Eğriye eğri, doğruya doğru. Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı. Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalanı atan, şimdi saymayacağım tek tek ama hepinizin duyduğu, bizim iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz. Hepsi bunların yalan dediğimiz, ama popüler olan, 1.200 cep telefonundan tutun da, parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul-bavul para, hiçbiri çıkmadı ya. TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken, iddianamede olacak diye de söylerken, kanıtı ispatı var bunların derken, ya ben de yalan attım diyenler videoyu ben de gördüm derken, Ekrem Başkanın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyla poz verenler, şimdi kendilerine bir şeyler vaat edilince bütün her şey yalan çıkmasına, itirafçılar tek tek caymasına, helallik istemesine, tel-tel dökülmesine iddianame günlerinde Ekrem Başkana hırsız demeye başladılar. Arkadaşlarımıza hırsız demeye başladılar. Belediye Başkanı diyor bana geldiler kurultayda para dağıttım de, kurultay iptal olsun seni serbest bıraktıracağız dediler. Buralara geldik, buralara, buralara. O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele, ne bir başka mesele. Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi’ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, rakipsizleştirme, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Aha da bizim parti, parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek ele güne karşı Meclisin giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz, ama gücünü haklılığından alan bedenini o oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak. Biz parti içi meseleyi değil, Türkiye demokrasisini ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar.
Bugün yapılan iş milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, bir kumpas, bir yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an memleketi Cumhuriyetin kurucu değerlerinden koparacak. Trump istiyor diye, onun Ankara’daki temsilcisi öyle tarifliyor diye, buralarda demokrasiye gerek yok, merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım, eskisi gibi Osmanlı’nın son dönem sistemi gibi sistem lazım. Öbür taraftan devletin başına Bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında efendim İttihat ve Terakki gibi batıcılar, muhafazakârlar, milliyetçilerin ittifakını derin devlet kuruyor, biz de ona uyuyoruz deyip bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz. Bugün kopmayan halka bu halkadır. O yüzden, o yüzden Dikmen kapının önündeki binlere seslenirken de söyledim, teşekkür ederken de söyledim, size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal’in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız, kopmayan halkasınız. O yüzden hem Ferdi’min ölüm yıl dönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara aldırtanlara, o karara uyanlara, hem de Genel Merkezde o kara günü yaşatanlara, hem de bugün bu Meclisin altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla, o AK Parti’nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa varsa şu kadarcık hakkım hakkımı helal etmiyorum. Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.
Bugün maalesef ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim, ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulunda neler geldi başıma neler? Darp edildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup neler… Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar, benim kendi meselemin ötesinde Genel Başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var, kimler? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir, en üst mertebededir. O binada bugün Kemal Beye Çubuk’ta organize bir linç girişimi yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi yedi TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyorlar, 12. kattan genel başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat’ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikaste uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Beye oradan ateşler atılırken, kirpinin içine girerken Kemal Beyin üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya. Ya hapse atılacaksın, ya AK Parti’ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada. Ama bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar. Adalet Yürüyüşünün biri isim babası, biri fikir babası Aykut Erdoğdu’yla Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri’de 12 metrekarelik zindanda, ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip 2 milyon lira vereceksin şu iftirayı atarsan çıkarsın diyen avukat, Yunanistan’a kaçarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat, o binada arınma başlanmış burada diye paylaşıyor. O binada AK Parti’yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok. O binada Cumhuriyet Halk Partisi bu yolu yürüyemesin diye tarihin görülmüş en büyük iftira kumpas, karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri partinin aklı olmuşlar güya bizi yıpratacak diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada. O yüzden şimdi çıkmışlar oraya buraya efendim bir paralel CHP varmış, paralel CHP anlayışı varmış. Bizim meclisi paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zapt edilmeliymiş. Biz genel merkezden Meclis’e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık. Onlara bıraktık. Ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir binadan ibaret değil, bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina kapısı çatısı değil, son kalenin Cumhuriyete inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik. Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet, emniyet müdürü varken emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir. Bu millet paralel devleti kim atadıklarına yönettirdi ve seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldılar, direnenlere ya da o paralele teslim olmayanlara ne kötülüklerin yapıldığını da bu grup da bilir, bu millet de bilir. Onun için her şey yapın ama bu dille, bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni FETÖ’cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille, demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak, Türkiye’yi karıştırmak diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Partisi’nde, Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev yapmış kimseye yakıştırmam.
Asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi’ne paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız, atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile girmeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp, yok arınacağız, yok atacağız, yok satacağız. Böyle bir şeye temsil olursak, biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız. Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz, ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız.
İktidar yürüyüşümüz geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz, gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF’ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasından kendisine yandaş yaptığı medyayı bu sefer bizim tarafa almak, çökmek değil, bir daha kimsenin yandaşlaştıramayacağı bir medya, bir basın düzeni kurmak, basındaki herkesin sadece kendini mesleki değerlerine ve millete karşı, halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği, patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan, o sendikayla patronun da devletten korunduğu, kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak içim iktidar olmak zorundayız. İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla yarının Türkiye’sini hep beraber ayağa kaldıracağız. 2 kere 2 nasıl 4 ediyorsa, bugünkü yargının yazdığına, çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi, yarını olmayacak ülkenin. Ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikayeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvayı Milliye ruhuyla 100 yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız, sadece ve sadece millete.
Tarihi bir eşikteyiz, bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra bir aklıselim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var, 2 bin tane kurultay istemeyen, seçilmiş yönetsin demeyeni bulamazsınız. O bin taneyle de bayramlaşmayı yapalım, o bin taneyi getirelim grup yapalım, o bin taneyi getirelim, ki çıkar CHP kimliğini desen 200 tane kimlik çıkmaz. Binaya girip şey diyor, tam bir CHP’li oldum diye yanındakine şaka yapanlarla, o bin tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsiniz, ne bayramlaşma, ne grup toplantısı, ne başka bir şey. O yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri derhal kurultay yapılmalıdır diyor. CHP’yi kayırmak için demiyorlar bunu, kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar bunu bütün siyasi partiler. Barolar, Barolar Birliği, meslek örgütleri, STK’lar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili söylediği değerlendirmeler, AK Parti’de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, ya ne yapıyoruz biz diyor, ne yapıyoruz? CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir, ne yapıyoruz biz diyor. Bunun için efendim diyalog olsa. Vallahi hiç uzak durmadık.
Çok net söyleyeyim, kurultay yapılamaz iddiaları, tedbir var kurultay yapılamaz. Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta, diyorlar ki, bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak bu kararla diyorlar. Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları diyorlar ki, kurultay yapılması değil yapılmaması mümkün değildir. Tek görev hızla kurultaya gitmektir, görev budur, başka görev yoktur. Genel başkancılık, PM’cilik, bu kararla oynanamaz. Yapılacak ilk iş, yeniden bir seçime gitmektir. Günlerce söylediler seçim olamaz, seçim olamaz. Dedik ki, hocalardan bir konsey kuralım, ret ettiler. Hocaların hakemliğinde tartışalım, ret ettiler. 2’şer avukat dedik, birisi alanında Türkiye’nin en iyisini götürelim dedik ret ettiler. Konuşup konuşup biz bu kurultayı yapamayız dediler. Şimdi bu yaşananlarla birlikte, tedbir var kurultay yapamayız diyenlerin kurultay sürecini başlatacağız açıklamasını duyduk.
Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır: Mademki kurultay yapabileceğinize ikna oldunuz, ki başka yolu yoktur, mademki mahalle, ilçe, il seçimleri tamammış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinafın kararı, o kurultayı yapmalısınız, yapacaksınız, başka çaresi yoktur. Efendim, birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim, bir yıla yayalım, AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım. Burada yapılacak iş, daha önce 111 milletvekilinin imzayla çağrıda bulunduğu 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti 6 yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır, seçime girmesi tehlikeye girmektedir. Kurultay yapabileceğinizi gördünüz, şimdi takvim başlatacağım, 1 yıla, 1,5 yıla yayacağım, seçimlere 1 yıl kala nasılsa ertelenecek, ben bu partinin başında seçime gideceğim derseniz, bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi, tek umudu önümüzdeki seçim olan onmilyonlarca kişinin, herkesin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara bir kabusu yaşatır ve onları ebediyen sandıktan koparır, onların umutlarını kırar, onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz.
Şunu görün: Parti son dönem butlana hazırlık için yapılanların arasında bile her seferinde birinci parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki, millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı, parti tarihin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde ve bu demokratik mücadelesiyle, yani birileri demokrasiyi askıya almışken öyle bir parça-marça değil, saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki bu partiye bu yapılanlar doğrudur desin. Böyle bir fırsatta kurultay kararının 26 Temmuz’u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanıdır, bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.
Diğer yandan yok halka ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak, 255 miting yaptım ben, hep savunduğum şeydi hep savunduğum şey, sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen, yap mitingini, yap eylemini, bak bakalım o sessiz çoğunluk o meydana gelmese de yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey. 255 miting yaptık Genel Başkan olarak, bir kişinin burnu kanamadı evet, bir kişinin cüzdanı çalınmadı, bir kişi bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda. O meydanları dolduranlar ya da bugün bir vatandaş Dikmen Kapıönü’ne gittim diyor, oradaki Özgür Özel’in destekleyenlerin bilinç düzeyine niçin buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki diyor diğer tarafta karşıdan sigara içenlere karşı. Böyle bir kitlemiz var, böyle bir beklentisi var, böyle bir şekilde yol yürümek, böyle bir şekilde ilerlemek ve hep birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım.
Bugünkü durum için, dün defalarca söyledik, sağ olsunlar belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz, dedim ki çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler, ben grubu yapmayayım gideyim Ferdi’ye. Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar normalde Dikmen’de, Mamak’ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle pijamasının üstüne paltoyu çekip de fırlayıp buraya gelen o amcam, bu grubu bu şekilde yaptırana kadar ne önerdiysek reddedildik. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı derler ya, bu dünya hiçbirimize kalmayacak, bu parti hiçbirimize kalmayacak ama biz doğruyu yaparsak bu parti emanet edildiği, Cumhuriyet’le birlikte emanet edildiği gençlerin yarınlarının umudu olacak. Biz, Türkiye’de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz. Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz ama bunu yeni nesille kurmuyoruz, 10. yıl marşındaki gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz. Butlancı var orada, 34 yaşında demokratik olarak örümcek kafa. Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar, aman paşam diyenler varsa, 30-34 yaşında örümcek kafa butlancı da var, 74 yaşında evden terlikle fırlamış gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi’ni korumaya gelen gençler de var. O yüzden hep beraber yürüyeceğiz arkamıza bakmadan. Dönüp de bakarsak arkada dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak. Dönüp de bakarsak kimse geride kalmasın, TOMA’nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak. Değişime doğru, yeniye doğru, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz. Herkes bilsin ki vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki, önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır.
Ne yapılırsa yapılsın, bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağırır gider, evlat yollar şehidi gelir, vatan sağ olsun der ama devleti milletin karşısına koyarsanız millet o devleti önce yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın, milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın.
Çalışacağız. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz, bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada olanlara, dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var, o da şudur: Buradan, kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu, bu konuşmayı tamamlayacağım, sonra Mansur Başkanımızla birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa’ya gideceğim, sizin sevginizi, doğanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız.
Hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.
Yalnız değilsin. Adaylar burada buluşuyor.
Kamu1 topluluk forumunda kadın ve erkek tüm adaylarla bilgi alışverişinde bulun, deneyimini paylaş. Birebir mesajlaş, soru sor, yeni arkadaşlıklar kur. Sınav günü, başvuru kuyruğu, tercih dönemi — yanında bir topluluğun olsun.
- Kadın & erkek adaylarla güvenli bilgi paylaşımı
- Birebir özel mesajlaşma
- Konu bazlı tartışma odaları (KPSS, memur, sözleşmeli, ilan)
- Arkadaş edin, takip et, etkileşim kur
- Editör onaylı, moderasyonlu güvenli ortam