İçeriğe geç
11 Haziran 2026, Perşembe Son dakika gelişmeleri

Video Galeri

İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı – 10 HAZİRAN 2026 – TAMAMI

İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı – 10 HAZİRAN 2026 – TAMAMI

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU– …arkadaşlarım, muhterem basın mensupları, salonumuzu teşrif eden muhterem hanımefendiler, beyefendiler; grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum sizleri.

Kendime de sizlere de bir soru sorarak başlamak istiyorum. Ekranlarda ne görüyoruz? Haberlerde ne duyuyoruz? Bizler neler konuşuyor, neler yaşıyoruz? 2 haftadırsabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar her kanalda tek bir konu var, tek bir başlık var, tek bir gündem var ve bu konu, bu başlık, bu gündem salt bir parti meselesi, şahısların çekişmesi olarak ele alınıyor. Ekranları seyredince zannedersiniz ki, memlekette başka bir şey olmuyor da bir siyasi parti içinde adil bir rekabet yaşanıyor. Sanki hiç kimse herhangi bir müdahalede bulunmamış da bir sorun kendi kendine türemiş, Türkiye de o sorunla uğraşıyor. Ayrıca bu sorun bize diğer tüm sorunlarımızı da unutturmuş. Enflasyon ve hayat pahalılığı ortadan kalkmış, ekonomi programı tıkır tıkır işliyor, emekli ve asgari ücretli hakkını almış, alın teri karşılığını bulmuş, işsizlik problemi aşılmış, çiftçilerimiz ürettiklerinin karşılığını alıyor, gençler geleceklerine dair pespembe umutlar yeşertiyor, asayiş diye bir derdimiz kalmamış, kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız sokakta güvenlik içinde yaşıyor, esnaf, tüccar, sanayici halinden ziyadesiyle memnun, dış politikada ise her şey güllük gülistanlık, hukuk, adalet, demokrasi baharı yaşıyoruz, öyle mi? Ya insanın ne butlanmış be arkadaş diyesi geliyor. Bizi, değerlerimizi, canlarımızı, sevdiklerimizi, doğrularımızı için için kemiren, tüketen, öldüren birçok sorun ortadayken kasten ve taammüden sahnelenen bu cambaza bak oyunuyla milletimizin gözüne perdeler indiriliyor. Kimdir bunun sebebi? Elbette ki iktidar ve ortaklarıdır. Kimdir sebebi? İktidar ve yabancı ortaklarıdır. Kimdir sebebi? Buna ses etmeyenler ve itiraz etmeyenlerdir. Peki, çözümü nedir? Nedir çözümü? Duyduğunu ayırt etmektir, gördüğünü anlamaktır, konuştuğunu bilmektir, yani idraktir değerli arkadaşlarım. Biz İYİ Parti’yi işte bu idrakle kurduk, bu idrakle de ve bu iradeyle de niye kurulduysak, hangi amaçla yola çıktıysak o menzile varmadan vallahi durmayacağız, billahi durmayacağız. 

Değerli arkadaşlarım, bugün iktidar kendi kendini yiyen bir yılan misalidir, kendi tarihinde, eskiliğinde ve köhneliğinde boğulmuş haldedir. Bozukluğu düzeltirim diyemiyor çünkü eğrilik kendisinden kaynaklanıyor. Daha iyisini yaparım diyemiyor çünkü her seferinde biliyor ki daha da berbat eden kendisidir. Temizim, ahlaklıyım, dürüstüm diyemiyor, osebeple ötekine berikine operasyon çekiyor. Öyle bir tezgah kurulmuş ki, günde 10 meyve veriyor 9’u zehirli. Öylesine kir pas üretiyor ki dokunduğu her yeri herkesi kendine benzetiyor. Bu sebepledir ki, Türkiye boğazına kadar hemen her alanda çamura bulanmış haldedir. Diyorum ya tezgah belli, vatandaşın sorunlarını biriktir, biriktikçe millet zaten Erdoğan’a bakar ve tam o anda seçilmiş veya atanmış paratonerler eliyle meseleler sağa sola saptırılır. Bir tek meseleyi bile çözelim demezler, bir kesimi bile mutlu edelim demezler çünkü bunlarda ilke yok, düstur yok, akıl yok, çünkü bunlarda yol yok, yordam yok, yöntem yok. Aslında bunlarda vicdan yok, vicdan. Ama biz buradayız. Varlığımız bütün bu oyunlarınpanzehridir, duruşumuz, bu tezgahın tek çaresidir, iktidarımız ise Türkiye için yegane kurtuluş reçetesidir. Masanın altına süpürülmek istenen tüm acıları bugün bu kürsüden haykırmak, yarın iktidarımızda çözmek için buradayız. Yıkılmadan, bozulmadan, dağılmadan, büyüyerek, çoğalarak, güçlenerek buradayız Allah’ın izniyle. 

Değerli dava arkadaşlarım, yaşadığımız tüm bu krizlerin, sokaktaki buhranın, cüzdandaki … hanelerimizdeki acıların bir tek sebebi var, o da Türk Devleti’nin ve Türk Milleti’nin boynuna bir kement gibi geçirilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir. Bunun kurbanı ise eğilip bükülen siyasettir, omurgası yok edilen bürokrasidir. Bunun kurbanı,cübbesine düğme dikilen yargıdır, paramparça edilen toplumsal akdimiz ve ahdimizdir, tek adamın dar kalıplarına hapsedilmek istenen, kısaca bir zümrenin tapulu malı, şahsi hırslarının oyuncağı zannedilen Türkiye Cumhuriyeti’dir ve tüm bunların bedelini ödeyen ise yaşadığı hayat burnundan fitil fitil getirilen bizim insanlarımızdır. Bu sisteme geçildiği günden beri devlet nizamının çivisi çıkmıştır. Hatırlayın, ormanlarımız günlerce cayır cayır yanarken kurumlar müdahale etmek için saatlerce bekledi, neden? Çünkü bakanlar uçağa binmek için bile “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla” cümlesini kurmak zorundaydı. Şimdi yine Allah korusun yangın mevsimine giriyoruz, iktidarın ne kadar hazırlık yaptığını kaç dönüm orman yandığıyla anlayacağız. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti tek bir imzayla, tek bir kararla yönetilen, adeta tek bir gruba kar payı dağıtan bir şirkete dönüştürülmüştür, patrona sadakat de tek gaye haline getirilmiştir. 

Söylemeden geçmeyeyim, yahu arkadaş her birinizin üzüm misali birbirinize baka baka kararmasının alemi yok. Fikirleriniz hasletleriniz olabilir de işinizi yapın kardeşim, üzerinize vazife olan işleri yapın, üzerinize fark olmayan işlere de tebelleş olmayın. Cenab-ı Hakk’ın kelamı açık, yaptığınız işi güzel yapın diyor, Allah işini güzel yapanları sever diye buyuruyor. Türk milleti içerisinde 7’den 70’e sağcısı, solcusu, dindarı, seküleri hiç fark etmez, herkesin hemen hemen hemfikir olduğu hususların başında İsrail gelir. Bunların nasıl bir katliam makinesi olduğunu, masumların kanını akıtmaktan, keyif alan sapkınlardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Arkasındaki devletlere ve karanlık odaklarına sığınarak sağa sola sataştıklarını da biliyoruz. Ama siz işinizi yapın kardeşim. Kudüs’e vali bulurlar merak etme, sen mülki idareden geliyorsun, mülkiyelisin yahu. Ayrıca artık vali değilsin, bakansın bakan. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olmak, seviyorsun eski tabirle söyleyeyim, dahiliye nazırı olmak dünya hayatında erişilebilecek en şerefli görevlerden biridir. Anladık, dindarsın da hayatında güvenlik makalesi okumamış seleflerine özenmek seni asla yükselemez. İşinize bakın, sokaklar güvensizlik kaynıyor, asayiş sorunları diz boyu, çetelersemtleri, mahalleleri işgal etmiş halde, 7 günün 24 saatini bunlara ayırsan belki yine kâfi gelmez. Bu memleketin diplomatik makamları var, orduları var, Türkiye’yi sağa sola karikatürize edecek sataşmalar yapan yöneticilerin ülkesi haline getirmeyin arkadaş. Allah aşkına biriniz de işini yapsın, işini tam layıkıyla yapsın. Dediğim gibi, herkes işini yaparsa o zaman suçlanacak kimse de kalmaz. Merak etme, Kudüs de valisiz kalmaz. 

Aziz milletim, sorunlar var, konuşturmuyorlar, dinlemiyorlar, çözmüyorlar. Bakın, 5 Haziran’da TÜİK rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon yüzde 32.61. Merkez Bankası yılsonu hedefini yüzde 16’dan yüzde 24’e çekti, yani hedef tutturamayınca hedefi yukarıya doğru taşıdılar. Ekonominin kitabını yazdık diyenler sayesinde bugün dünya sefalet liginde şampiyonluğa koşuyoruz. Biz en kötü kim yönetecek olimpiyatlarında altın madalyaya koşuyoruz. Eskiden bu ülkede bir işçi emekli olduğunda alacağı ikramiye ile başını sokacak mütevazı bir ev alabilirdi, evladının düğününü de yapabilirdi yanında. Şimdi ne yapıyor? Aldığı ikramiye ile elden aldığı borçları ancak kapatıyor, kredi kartının asgarisini ödüyor, ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor. Ocak’tan bu yana 5 aylık enflasyon yüzde 16’yı geçiyor, bu oran hepimizin eriyen satın alma gücünün oranı, soframızdan eksilen zeytinin, peynirin oranı. Bu yangın her yeri sarmışken her sabah yeni bir cehenneme uyanırken icraat yapması gereken iktidarın sözcüleri çıkıp sabır bekleyip, şükür nasihat edip bizlere hitap ediyorlar, masa başında oynadıkları rakamlarla sahte başarı hikayelerini anlatıyorlar. Oysa sadece pazar filesi rakamların gerçeğini anlatmaya yetiyor. Çocuğunun beslenme çantasını boş gönderen annelerin gözyaşları bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Buradan bu ülkeyi yönettiğini zannedenlere, sarayın itibarını vatandaşın onuruna tercih edenlere sesleniyorum, osaraylardaki oy hesaplarınız, entrikalarınız, ayak oyunlarınız, masa başı cambazlıklarınız, sözde başarı cazgırlıklarınız sizi asla ama asla kurtaramayacaktır. Biz, milletimizle aynı safta omuz omuza geliyoruz, o haram saltanatınızı yıkmaya, bu milletin anasının ak sütü gibi helal hakkını sizin boğazınızdan alıp millete vermeye geliyoruz. 

Tarih Haziran 2023, Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atandı. Piyasalarda sevinç var diye atılmış manşetleri hatırlayın. Şimşek ne dedi? 2023’te açıkladığı orta vadeli programa göre enflasyon 2026’da yüzde 8,5’a inecekti. Bugün hangi noktada? Bugün yüzde 32.61 noktasında, o da TÜİK’in enflasyon rakamlarına göre. Hedef ile gerçekleşen arasında dağlar kadar fark var. Aslına bakarsanız, diğer ülkelerle mukayese edildiğinde dünya rekoru var. Biz bunun adına başarı demiyoruz, bunun adına aziz milletimiz ekonomide sınıfta kalmak diyor. Peki, Sayın Şimşek bu üç yıllık dönemde ne yapmıştır? Faizi yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye çıkarmıştır, 2 yıl boyunca yüzde 40-50 bandında da tutmuştur. Üretim durmuş, yatırım baskılanmıştır. Faiz düşürülünce bu sefer enflasyon yeniden hortlamıştır. Şimşek, göreve geldiğinde dolar 21 liraydı, bugün baskılanmasına rağmen 45 lira. Avro 22 liraydı, yine bugün baskılanmasına rağmen 52 lira. Gram altın 1000 liranın biraz üzeriydi, bugün 6400 lira. Enflasyon 2026 sonunda tek haneye inecek dedi, 2027’ye erteledi. Takvim değişiyor değerli dava arkadaşlarım, yıllardan yıllara geçiyoruz ama kabiliyetsizlik değişmiyor. Küresel yatırımcıya sunumlar yapıyor, kaynak arıyorlar çünkü kaynaklar saray operasyonlarında harcanıp duruyor. Türk sanayicisi ve esnafı SGK borcunu ödeyemez haldedir. KOBİ’nin KDV alacağı hala devlette beklemektedir. Teknoloji girişiminin teşviki geçen yıldan kalmadır. Çiftçinin traktöründe yaktığı mazotun ÖTV’si hala durmaktadır. Gelir Vergisi dilimleri 10 yıldır güncellenememektedir. Yani maaşlar cebe girmeden vergi tuzağında erimektedir. 

Biz İYİ Parti olarak sadece eleştiriyle yetinmiyoruz, muhataplarımıza çözümleri de söylüyoruz. İflas etmiş bu ekonomik programın ilk yaralarını sarmak için beş kısa vadeli adımın atılması yeterlidir. Bu adımlardan birincisi, KOBİ’nin sanayicinin KDV alacaklarının ödenmesidir, vergi olarak toplayıp harcadığınız paranın hesabının verilmesidir. 

İkincisi, esnafın sanayicinin SGK ve vergi borçlarının teminatsız olarak taksitlendirilmesidir. Teminat şartıyla çözümsüzlüğü değil, ona şans verip ve güvenerek üretmesini hedeflemek gerekmektedir. Kapısına kilit vurmasını umursamadığınız esnaf ve sanayici bu ülkenin bel kemiğidir. 

Üçüncüsü, teknoloji girişimcilerinin geçen yıldan kalma teşviklerinin ödenmesidir. Ya söz verdiniz bunları yapmaya, verdiğiniz sözü tutun. O vaat ettiğiniz miktarlar şimdi enflasyon karşısında kuşa dönmüş haldedir. 

Dördüncüsü, çiftçi için, tarım ürünleri için ve nakliye için mazottaki ÖTV’yi kaldırın, bu kadar zor değil arkadaş bu, hepimiz yıllardır söylüyoruz, üretici feryat edip duruyor. Yapay zeka çağındayız artık ama siz hala başladığınız yerdesiniz ve yapmış olduğunuz teknoloji atılımlarıyla övünüyorsunuz. Sonra seçim zamanı patates deposu basıyorsunuz. Bırakın millet tarlasını sürsün, buğdayını taşısın, meyvesini satmaya getirsin. 

Beşincisi, Gelir Vergisi dilimlerinin güncellenmesidir. Kazançlardan çifte vergilendirme düzenine son verin. Vergiyi haraç olmaktan çıkartın ki, millet de devlete olan görevini yerine getirsin. 

Bu beş adım da aslına bakarsanız mucize değildir. Bu beş adım, insanlık ve yurttaşlığın gereğidir. Bu beş adım, sizin vatana ve millete olan borcunuzdur. Soruyorum neyini beceremiyorsunuz? Neyini halledemiyorsunuz? Yapmıyorsanız gidin arkadaş, yapamıyorsanız bırakın gidin, gelip de yapacak olan var. 

Bu ülkeye bir bereket barışı lazımdır, üretim barışı lazımdır ama buldukları çözüm üretim ve bereket barışı değil, varlık barışıdır. Kaynağı, sahibi kim olursa olsun tam 20 yıl boyunca vergisiz bir kazanç taahhüdü sunulmakta olan yasalar hazırlanmaktadır. Düşünün, 20 yıl boyunca Türkiye ekonomisinden nemalanacak ama tek kuruş vergi ödemeyecekler, bu yapısal krizin ne denli de derinleştiğinin açık bir kanıtıdır. Ülkeye yeni adım atan son 3 yıldır burada ne evi ne de tek kuruş bir vergi kaydı olan birileri sırf parası var diye 20 yıl boyunca gelir vergisinden muaf tutuluyorlar. Peki, bu ülkenin tüm yükünü taşıyan dürüst mükellefler, üreticiler, yatırımcılar, sıradan vatandaşlar, bunların günahı nedir? Bu çifte standart toplumun adalet duygusunu kökten sarsmaktadır. Her seferinde istisnalara bel bağlamak ülkenin geleceğini ipotek altına almaktadır. Merkez Bankası’nın rezervlerini siyasi operasyonlara ve seçim takvimine göre ayarlama politikasının sonu, Türkiye piyasalarının uzun vadeli yıkımıyla sonuçlanmaktadır. Yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmek yerine, her daim belli kişiler odağa alınarak ekonomide istisna rejimi genişletilmektedir. 

Bakınız, vergide eşitlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bir kez feda edildiğinde toplumsal güvenin yeniden inşası imkansız hale gelir. İhtiyacımız olan şey, geçici kaynak avcılığıyla piyasayı daha da yozlaştırmak değildir, üretimi ve istihdamı gerçek manada desteklemektir.Riski düşüren ve adil bölüşümü esas alan politikalar oluşturmaktır. Vatandaşa dolaylı vergiler yüklüyorlar, vatandaşın cebinden çıkan bu para Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden kaçırılıyor, Sayıştay denetiminden de uzaklaştırılıyor. Bu sistemin en sevdiği şey nedir diye sorarsanız, cevabı bellidir, denetimsizlik. Biz bu tabloya aslına bakarsanız gizli vergi diyoruz. Üstü kapalı, hesabı sorulmaz bir hortum yaratılıyor. Bizim safımız, vergisinin nereye gittiğini soran şeffaflıktır. Onların safı ise yandaş … 

Alın size en taze örneği, Eskişehir Mihalıççık’ta Doruk Madencilik işçilerinin hali ve ahvali. Aylardır maaşlarını ve tazminatlarını alamıyorlardı, Beypazarı’ndan Ankara’ya yürüdüler. Devlet araya girdi, üç bakan söz verdi, 15 Mayıs’ta ödenecek dediler. Bu söz zamanında tutulmadı, işçiler yeniden yola çıktı. Peki, karşılarında neyi buldular? TOMA’lar, polis bariyerleri. Hakkını isteyen, ayakları şişinceye kadar yürüyen işçinin önüne barikat kuruluyor, ama onların alacağını gasp eden iktidarın gözdesi o holdingin önüne tek bir barikat bile kurulmuyor. Aynen işçilerin dediği gibi, o barikatların işçiye değil hak yiyen holdinglere kurulması gerekirdi. Safımız, işte o hakkını arayanların safıdır değerli dava arkadaşlarım, ömrümüzün sonuna kadar da hak mücadelesinin yanında olacağız Allah’ın izniyle. 

Olup bitenlere bakın, bunlara söylüyorum ya, milletin partisine çöküyorsunuz, ondan sonra vatandaşa diyorsunuz ki, sokağa niye çıktın? Seçtiği belediyesine çöküyorsunuz, vatandaşa diyorsunuz ki, niye protesto ettin? İnsanın, işçinin maaşını vermiyorsunuz, sonra işçiye dönüyorsunuz diyorsunuz ki, niye grev yaptın ya da niye yürüyüş yaptın? Doğrudur, hepimiz itidalli olalım ve olmalıyız, öyle günden geçiyoruz. Evet, başka Türkiye’de yok. Yüce Meclis’in itibarını kirletmeyelim. Peki, bu milletin sürekli uyumunu, insicamını bozmak nedir o zaman? Arı kovanına ikide bir neden çomak sokuyorsunuz? Bu kışkırtmaların, ayarsızlığın, kör göze parmak sokmaların maksadı ne o zaman? Bunca yargısız infazların maksadı ne? Milleti bu kadar öfkelendirmek neye ve kime hizmet etmektedir? Soruyorum, terörsüz Türkiye’ye mi, iç cepheye mi? Bu iç cephe milleti cephe cephe bölmek anlamına mı geliyor sizin gözünüzde? Bu milleti delirtmek, isyan ettirmeye kalkışmak nedir Allah aşkına? Ben söyleyemiyorum, biliyorum ama söyleyemiyorum, siz söyleyin bu millete. 

Milletin boğazından kesmeyi planlarken, o boğaza giren lokmayı üreten çiftçimizi de çoktan toprağa gömdüler. Bakın, Anadolu’da ekin zamanı şimdi, ama ekin zammı da, hasat zamanı da artık çiftçilerimize dert oldu. Çiftçimiz tarlasına küstürüldü. Mazotun, gübrenin, ilacın ve tohumun fiyatı arşa çıkmış, ama iktidar hala ithalat lobilerini zengin etmenin peşinde. Alın teriyle toprağı sulayan çiftçimize reva görülen açıklanan taban fiyatları maliyetin bile altında kalıyor. Çiftçi borç batağında, tarlası ipotekli, traktörü hacizli. Kendi çiftçisini ezip elin çiftçisini ihya eden bu çarpık tarım politikası yüzünden Anadolu’da üretim durma noktasına geldi. Ama bu beylere sorarsanız, tarımda uçuyoruz. Evet uçuyoruz, ama yükseğe doğru değil, uçurumdan aşağıya doğru uçuyoruz. Nasıl emeğinin hakkını savunanların safında yer tuttuysak, burada da safımız Anadolu’nun mümbit topraklarını alın teriyle işleyenlerin safıdır. 

Peki, yargı ne durumdadır, adalet ne durumdadır? Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde adalet … koridorlarında dağıtılan bir VIP hizmete dönüşmüştür. Bunun bedelini kim ödüyor biliyor musunuz? Adana’da yaşanan o kahredici olayı bir gözlerinizin önüne getirin, emekli bir polis memuru uyuşturucu batağına düşen 23 yaşındaki oğlunun saldırısına uğruyor ve kendi evladını vurmak zorunda kalıyor. Bu sadece adli bir vaka değildir, bu adaletin çöktüğü, sınırların kevgire döndüğü, uyuşturucunun mahalle aralarına kadar inip aileleri yuttuğu bir toplumsal cinnetin fotoğrafıdır. Bir baba kendi oğlunu kurşunluyor, sonra polisi arayıp teslim oluyor. Baba da evladını canını kurtarmak için vurmak zorunda kalıyor. Her gün bu ülkede kaç aile acaba bu felaketi yaşıyor? İşte safımız bu ailelerin acısıyla yüzleşen ve bu belaya gerçek, köklü çözüm arayanların safıdır değerli dava arkadaşlar. 

BİR VATANDAŞ- …

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU- Bakın abiye. Madem konuştun, seni görsünler istiyorum, bakın abi. O devran dönecek, işte biz onun için buradayız. 

BİR VATANDAŞ- …

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU- Başladı işte, bir taraftan başlarsa öbür taraftan da gelir, bak bir de buradan şimdi. 

Ve bir de güvenlik ve beka meselesi var. DEM Partili Meclis Başkan Vekili çıkmış, -böyle bunlar bana ağır geliyor da konuşuyorum- İmralı ile … ve bir kök yasa hazırlanacak diyor. Neymiş, belli örgüt mensuplarının Türkiye’ye gelmesinin önü açılacakmış. Bunun için de İmralı’daki bebek katiline özgürlük mitingleri yapacaklarmış. Hiç yadırgamıyorum, siz İmralı’daki caniye şayet kurucu önder derseniz, komisyonu ayağına gönderirseniz, Nevruz bayramlarında mesajlarını meydanlarda okutursanız elbette ki olacağı budur işte. Bunlara ne söylesek az, ne söylesek faydasız. Açık ve net olarak ifade ediyorum, bu millet şehit anılarının gözyaşlarını unutmamıştır, unutmayacaktır. Bu millet terörün bedelini gencecik fidanlarıyla ödedi, o ödenen bedelleri kapalı kapılar ardında bir sefere mahsus diyerek sıfırlanmasına izin vermeyecektir. Milletin iradesi İmralı’da değil bu kürsüdedir, bu Meclistedir. Safımız bu iradenin hakimiyetini savunmaktır. 

Kök yasa ne demektir, kim uydurmuştur? Son zamanlarda zaten Türkiye’de böyle şeyleri iki kişi uyduruyor, biri İmralı’daki terör hükümlüsü olan Öcalan, o bebek katili alçak. Onun ulağı Pervin Buldan ve avenesi de bu talebi Ankara’ya taşımak istiyor. Bir sefere mahsus diyerek terör hükümlülerine, eli kanlı katillere, arka kapıdan af getirmeye, devleti kökünden sarsmaya çalışacağını bize gösteriyor. Biz görüyor muyuz, görmüyor muyuz onu anlayacağız. Ama bildiğim bir şey var, bu millet ihanete izin vermeyecektir. Tohumu ihanet olanların, gövdesi kan ve gözyaşı üstünde yükselenlerin, dalları bu milletin evlatlarının canına uzananların kökü olmasına izin vermeyecektir bu millet. Köksüzler başkasının suyuyla, başkasının rüzgârıyla büyüsün bırakın. Köksüzler bir katile ram olarak Türkiye’ye hayır gelmeyeceğini de aslında çok iyi biliyorlar ve o rüzgâr kesilince devrilip gideceklerini de gayet iyi biliyorlar. Bizler ise haklıyız. Bizler bu topraklarda kök saldık. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da. O kökler bu milletin şehit kanlarıyla sulandı. O kökler bu milletin anaların gözyaşıyla ve dualarıyla beslendi. Ey hayalperestler, aklınızı başınıza alın. Bu topraklarda bir tane temel yasa var, o da Türk milleti olma yasasıdır. O temel yasa, sizinki gibi pazarlık masalarında yazılmadı. 1919’da Samsun’daki iradeyle yazıldı. Amasya’da milletin azim ve kararı diyen kararlılıkla yazıldı. Erzurum’da, Sivas’ta vatan bir bütündür, bölünemez, parçalanamaz diye yeri göğü inleten büyük bir imanla yazıldı. O temel yasa, Sakarya’nın siperlerinde, Dumlupınar’ın arasında, Çanakkale’nin geçilmez sularında toprağa düşen aziz şehitlerimizin mübarek kanlarıyla yazıldı. Bu devletin ve milletin kökleri sizin anlayamayacağınız kadar derindedir. Sizin o şifreli kelimelerinizle, karanlık mahfillerdeki sinsi planlarınızla kirletilemeyecek kadar kutsaldır bu milletin akitleri ve ahitleri. Bu ülkenin başkenti Ankara’dır. Dili Türkçedir. Bayrağı şehidimin kanından renk alan ay yıldızlı al bayraktır. Temel yasa, “egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” der. Çiğneyenlerle çiğnetenler bugün bir aradadır. O temel yasa yurtta sulh, cihanda sulh der. Yurdu cephe-cephe bölenler bugün bir aradadır, kendilerine yasa aramaktadırlar. Bağımsızlık, egemenlik, hukukun üstünlüğü ve milletin birliğidir aradığımız. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran irade budur. Bu dört değer hiçbir surette, hiçbir düzenlemeyle yeniden yazılamaz, törpülenemez, pazarlık masasına konulamaz. Safımız bellidir. Safımız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradenin safıdır. Herkes bunu iyi bilmek mecburiyetindedir. Neymiş de, 28 Haziran’da Öcalan’a özgürlük mitingi yapacaklarmış. Buyursunlar yapsınlar. Türkiye’yi sahipsiz zannediyorlar. Siz 27 Haziran’da hangi meydana çıkarsanız çıkın, ben Müsavat Dervişoğlu olarak iyiler ve cesurlarla birlikte büyük Türk milletini arkama alıp Tandoğan Meydanına çıkacağım. Sağcısı, solcusu, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi, bayrak sevdalısı herkesi, sevdası Türkiye, kaygısı Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olan herkesi 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanına bekliyorum. Şanlı bayrağımızı ellerine alıp gelsinler. O gün bütün Ankara gelincik tarlasına dönecek ve kırmızı beyaz olacak Allah’ın izniyle. 

Bu düşünceyle hepinizi en içten dileklerimle, sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum. 

O gün elinde Türk bayrağı olan herkesi elimde Türk bayrağıyla karşılayacağım Allah’ın izniyle.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun değerli dava arkadaşlarım.

Kamu1 Uygulaması Tüm haberlere anlık erişim İndir