İçeriğe geç
17 Haziran 2026, Çarşamba Son dakika gelişmeleri

Video Galeri

İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı -17 HAZİRAN 2026

İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı -17 HAZİRAN 2026

İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU:

Aziz Türk milleti, kıymetli dava arkadaşlarım, değerli basın mensupları, kıymetli milletvekilleri, muhterem hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler, hepiniz grup toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz efendim. 

Bu vesileyle mübarek Muharrem Ayı’mız kutlu ve hayırlı olsun inşallah. 

Aziz milletim, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında nihayet bir ateşkes anlaşmasına varıldı. Özellikle Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesi statüye dönülmüş olması hali memnuniyetle karşılanacak bir durum çünkü bu gereksiz savaşın bedelini sadece coğrafyamız değil, dünyanın her yerinde sıradan insanlar ödüyordu. Bundan sonra beklentimiz açıktır, devlet egemenliği yeniden temel norm haline gelmeli, bölgemiz askeri müdahalelerle, işgallerle ve vekalet savaşlarıyla anılmaktan çıkmalıdır. Bu süreç bize bir gerçeği daha göstermiştir, Türk dış politikasında soğukkanlılık, itidal ve temkin hayati önemdedir. Hariciyemizde bu geleneği hala sürdüren diplomatların bulunmasından her zaman memnuniyet duyuyoruz. Ancak, aynı günlerde Türkiye’yi kendi ideolojik tutkularına, kimlik hesaplarına ve iç politika kavgalarına alet etmek isteyenleri de gördük. Birileri Türkiye’yi Çin, Rusya ve İran eksenine sürüklemek istedi, birileri de hamaset uğruna eli kanlı Netanyahu’ya kendi kamuoyunda seçim kampanyalarında kullanacağı propaganda malzemelerini verdi. Kriz anlarında ortaya çıkan bu dengesiz açıklamaların Cumhur İttifakı çevrelerinden gelmesi bize bir kez daha şunu göstermiştir: Dış politika ergen öfkelerle yönetilemez, devlet partizan heveslere kurban edilemez. Devlet partizanlaştıkça riske girer. Ne kadar zor ve çetrefilli dönemlerden geçiyor olursak olalım, tüm tedbirler veya çarelerin ister uzun ister kısa vadeli stratejilerin başarıya ulaşmasının özü budur. Türkiye’nin ihtiyacı akla, liyakate, devlet terbiyesine ve kurumsal hafızaya dayanan dış politikadır. Eğer Amerika Birleşik Devletleri-İran anlaşması yine belirsizliklerle kirlenmeyip nihayete ererse, Ortadoğu’da yeni bir denklemin, pozitif bir iklimin kapısı aralanacaktır. Bu vesileyle İran’ın kendi halkının refahına ve özgürlüğüne odaklanmasını, Lübnan’ın istikrara kavuşmasını, bölgenin tehditlerle değil imkanlarla anılır hale gelmesini temenni ediyoruz. Böyle bir tablo Türkiye’de yaklaşık 1,5 yıldır İsrail ve İran sopası gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışılan ihanet sürecinin de dış bahanelerinin sonu olacaktır. Ortadoğu krizlerini sömürerek iktidar hesabı yapan tüm aktörlerin hesapları da suya düşecektir. 

Bizim İYİ Parti olarak Ortadoğu politikamız bellidir. Bu ülkenin vatandaşlarının huzurunu, güvenliğini ve refahını her şeyin üstünde tutarız. Başka milletlere karşı insani ve vicdani sorumluluklarımızı inkar etmeyiz. Ama siyasi çerçevemizin ilk prensibi şudur: Önce Türkiye, önce Türk milleti, önce Türkiye Cumhuriyeti. Çünkü biz her şeyden önce Türk milletiyiz, her şeyden önce Türk milletiyiz, bunun yanında her şeyden sonra da Türk milletiyiz.

Bu çerçeve komşularımızın egemenlik haklarına karşılıklı saygıya dayalı ilişkileri önceler. Körfez ülkeleri ve Mısır’la güçlü siyasi ve ticari ilişkileri, Azerbaycan ve Türk dünyasıyla tam koordinasyonu ve bütün bunların üzerinde bir aileye, bir partiye ya da bir ittifaka değil, doğrudan devletine bağlı, liyakatli ve milli bir hariciye ve milli güvenlik bürokrasisi gerektirir. Türkiye’nin güvenliğine ve refahına katkı sağlayacak olan yol budur. Dış politika ümmetçilikle, İhvancılıkla, Avrasyacılıkla, avrusyacılıkla, Avrupacılıkla, mezhepçilikle veya herhangi bir saplantıyla yönetilemez. Dış politika, iç politika pazarında bağırarak satılan bir ucuzluk malı değildir. Dış politika devlet aklı ister ve en önemlisi yalnızca Türk milletinin menfaatine bağlı bir kadro ve irade ister değerli dava arkadaşlarım. 

Kıymetli kardeşlerim, milletimizin iç meselelerine geçmeden önce memleket tarihine damga vurmuş büyük bir devlet ve siyaset adamını 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’i vefatının 11. yılında yad etmek isterim. Allah rahmet eylesin, kabri nur, mekanı cennet olsun inşallah. Bozkırla yeşilin kavgasının adamıydı. Mum ışığıyla elektriği, yerinde saymakla kalkınmanın, zorbalıkla rızanın kavgasının adamıydı. Makama gelmek kadar makamdan gitmeyi de bilen bir adamdı. Bir ömür Türkiye için mücadele etti. Cenab-ı Hak mekanını tekrar cennet eylesin diyorum. Cumhuriyet nedir diye sorulduğunda, Cumhuriyet benim işte derdi. İslam köyünden çıkmış bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyet’tir derdi. Bu sözler Cumhuriyetin her birimiz için niçin kıymetli olduğunu göstermektedir. Çünkü Cumhuriyet fikirden öte imkanlar ve sorumluluklar bütünüdür, kanunlar ve değerler manzumesidir. Sadece lafla değil fırsatta eşit olmanın ülküsüdür Cumhuriyet. Peki, şimdi bunun neresindeyiz? Bu kanunları ve kurumları, imkan ve sorumlulukları geliştirdik mi? Yoksa vasatın bile gerisine mi düştük? Son 25 yılda ne pahasına nerelere geldik? Hangi bedelleri niçin ödedik? Hukukumuz nereye gitmiş? Niçin ve nerede kaybolmuştur? Devletin ve siyasetin sorması gereken de vatandaşın beklediği sorular da esas itibariyle bunlardır. 

Aziz milletim, değerli dava arkadaşlarım, 13-14 Haziran tarihlerinde Ankara’da düzenlemiş olduğumuz Türk hukuk çalıştayımızda bu soruyu hep birlikte sormak adına bir araya geldik. Türkiye’nin hukuk dünyası, siyaseti, uzmanı, akademisyeni ilk kez bu kadar kapsamlı bir biçimde aynı masaya oturdu, 2 gün boyunca tartıştı, itiraz etti ve fikir üretti, sonunda da ortak bir ses yükseldi. Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza huzurunuzda bir kere daha yürekten teşekkür ediyorum. 

İyilik için adalet Türk hukuk çalıştayımızda yargının bağımsızlığını konuştuk. Hakimin vicdanına ve kanuna göre değil, iktidarın çıkarına göre karar verdiği izleniminin bu toplumu nasıl zehirlediğini konuştuk. Tutukluluk sürelerini konuştuk. Savunma hakkını konuştuk. Müvekkilini savunduğu için yargılanan avukatları konuştuk. Kadına yönelik şiddeti konuştuk. Çocukları konuştuk. Sistemin el uzatmak yerine damgaladığı evlatlarımızı konuştuk. Basın özgürlüğünü konuştuk. Seçimleri konuştuk. İhaleyi, kamu parasını hesap verebilirliği konuştuk. Yapay zekayı ve dijital hakları konuştuk. Bunlara üretilecek çözümlerin sadece İYİ Parti’nin değil, Türkiye’nin müştereklerini karşılamasını amaçladık. 

Çalıştayımızın sonunda İYİ Parti hukuk vizyon belgesinin temelini oluşturacak olan çalıştay raporunu aziz milletimizin takdirine sunduk. Sadece dert yanmadık, şikayet etmedik, memleketin üzerine çöken bu ağır yükü nasıl kaldıracağımızın reçetesini de tek tek yazdık. Reçetede milletin meclisini hiçe sayan bu tekçi sistemi tarihin çöplüğüne atıp, kuvvetler ayrılığı parlamenter sistemle millet iradesini yeniden şaha kaldırmak var. Reçetede yandaş müteahhitleri zengin eden, rantı paylaştıran o ihale soygunlarına son verip tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormak var. Bizim felsefemizde kapalı kapılar ardında hesap yapanların değil, her vatandaşına eşit mesafede duran, eşit imkanlar sunan, şeffaf, hesap verebilir, adil bir devletin inşası var. Bizim devlet felsefemizde bir devletin derini olmaz, hukuku olur iradesi var. Hukuku olmayan devletlerin de yok olacağı tespiti var. Bizde Türk devletinin yok edilmesine göz yummak yoktur, itiraz vardır, iddia vardır, çözüm vardır. 

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bugün bir vatandaş mahkemede hakkını arayabiliyor mu? Bu soruya net cevap verebiliyor muyuz? Genellikle bu soruya hayır ya da belki diye cevap veriliyor. Adaleti bulabiliyor mu? Belki. Ne zaman? Belki bir sene, belki beş sene sonra. Belki kelimesi hukuk devletinde bir yanıt olamaz. Hukuk devletinde cevap tektir ve bellidir. Hakkın çiğnendiyse telafi edilir, haksızlığa uğradıysan eşitlik sağlanır, muamele adaletsizse derhal tazmin edilir. İşte biz bunu inşa etmek için çalışıyoruz. Bu çalıştay o inşaatın temel atma töreniydi. Vizyon belgesi o inşaatın projesidir. İktidarımızsa o yapının inşallah açılış töreni olacaktır. Yaşasın adalet diye iktidara geleceğiz Allah’ın izniyle. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul olunamaz. Bizler devletimizi cumhuriyetimizin kuruluş amacına, hukukun mutlak üstünlüğüne muhakkak ama muhakkak döndüreceğiz. Milletimize buradan açık bir söz veriyorum, İYİ Parti iktidarında hukuk ve adalet sarayların vesayetinden kurtulup asıl sahibi olan Yüce Türk milletine ve onun sinesinden çıkmış Cumhuriyet’in savcı ve hakimlerine dönecektir. Her daim ifade ettiğim gibi, adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. 

Haksızlık eden, yetim hakkı yiyen gök kubbenin üzerine yıkılacağını bilsin. İnancımız tamdır, irademiz çeliktendir. Hürriyetin, eşitliğin, kardeşliğin ufku belirecek, adalet şafağı sökecek, Türk milletinin kurtuluş güneşi yeniden doğacak ve Allah’ın izniyle, lütfuyla ve keremiyle Türkiye iyi olacak değerli dava arkadaşlarım. 

Umut sizsiniz, çare de sizsiniz, çözüm de sizsiniz. 

Aziz milletim, saygıdeğer milletvekilleri, değerli misafirler, serbestlik, hürriyet, istiklal ancak refahla mümkündür. Bunun yolu da, köprüsü de, kavşağı da adalettir. Bu yüzden hukuk demek, ekmek demektir. Bir memlekette adalet yerini bulmuyorsa orada refah da, ekmek de, mutluluk da üretilmez, paylaşılamaz. Bir memlekette adaletin bedeli ne kadar yüksekse bilin ki orada ekmeğin fiyatı da o kadar yüksek, hayatların değerleri ise bir o kadar ucuzdur. Bugün düşünce iklimimiz, gelir adaletimiz, kültür dünyamız yeşermek yerine bozkırlaşmış ise sebep bellidir. Atalarımızdan miras kalan vatanımız dünyanın en bereketli coğrafyalarından biridir. Ancak, bu coğrafyada insanca yaşamanın ve hakça paylaşmanın yolu bozkırla yeşilin kavgasını sürekli olarak verebilmekten geçer, unutturulmak istenen hafızamız esasen burada gizlidir. Anadolu ve Trakya’da nüfuzumuzun 5-6 misline rahat rahat bakabilecek, onları besleyebilecek topraklarımız var. Güneşin eksilmediği ve suların kesilmediği dengeli bir iklimimiz var. Ziraat yalnızca ekmek kavgası değil, aynı zamanda kimliğimizin de bir parçasıdır. Bu kimlik Toros’un Yörüklerinden Balıkesir’in çiftçilerine, Çukurova’nın bereketinden Karadeniz’in fındığına, Menderes ovalarından Iğdır’a kadar uzanır. Bizim için ziraat toprağa bağlanmaktır, toprak ise bize kim olduğumuzu hatırlatandır. Vatan sevgimizi toprağa verdiğimiz emekle her bahar yeniden eker, her yıl yeniden biçeriz. 

AK Parti hükümetleriyle geçen 24 yıl boyunca ziraatimiz gerilemiştir. Türk çiftçisinin refahı birtakım vurguncu tacir uğruna göz ardı edilmiştir. Bugün Anadolu boştur, ağıllar, meralar boştur. Vatanımızın en kıymetli tarım arazileri yabancı şirketlere peşkeş çekilmiş ve satılmıştır. Tarım arazileri rant çetelerinin işgaline uğramıştır. Türk çiftçisinin ürünleri pazar bulamazken raflarımız kalitesiz gıdalarla dolup taşmıştır. AK Parti’nin tarım politikası çoktan ama çoktan iflas etmiştir. Hayat pahalılığı tarım politikamızın sakatlığından ileri gelmektedir. Planlı, programlı, akılcı bir yol takip edilseydi milletimiz böylesine ıstırap çekmeyecekti. Bugün gıda enflasyonu diyoruz, onlar patates lobileri, tavuk baronları diye hikayeler anlatıyorlar. Köylerimiz bitiyor, çiftçimiz topraksızlaşıyor, topraklarımız insansızlaşıyor. Oysa şehirdeki insanımız doymak isterken üreticimiz de üretmek istiyor. 

Haziran başında açıklanan buğday alım fiyatları aslına bakarsanız rezalettir. Bu sebeple de market ve pazar fiyatları da aynı rezaletin enstrümanlarına dönüşmüştür. Çiftçi örgütlerinin hesaplamalarına göre son bir yılda tarımsal girdi maliyetlerindeki artış oranı yüzde 34 iken buğday alım fiyatını devlet sadece yüzde 22 arttırmıştır, bunun adı zararına üretimdir. Zararına üretimin sonucu ise Anadolu’nun evlatlarının aç bırakılmasıdır, vatan toprağının sahipsizleşmesidir. 

Bakın size bir örnek vereyim. 1 kilo buğdaydan tam 6 kilo ekmek çıkıyor, oysa çiftçimiz ne diyor biliyor musunuz? 1 kilo buğday satıp 1 ekmek dahi alamıyoruz diyor, yani her 1 kilo buğdayda çiftçinin 5 ekmeği çalınıyor. Zeytindeki, fındıktaki, pamuktaki, meyvedeki durum da aynıdır. Soruyorum neden, neden destekleme ödemeleri hasattan 45 gün sonra yapılmaktadır? Zaten ağır yükler altında ezilen çiftçinin emeğinden faiz mi kazanmak istiyorsunuz? Bugün üretici mevcut şartların devam etmesi halinde gelecek yıl ekim yapamayacağını söylüyor. Bu feryatlar sadece o insanların sorunu değildir. Üretimden çekilen her çiftçi ülkenin ithalata daha fazla bağımlı hale gelmesi anlamını taşımaktadır. Genç nüfusun tarımdan uzaklaşması, kırsal alanların boşalması, uzun vadede telafisi zor sonuçların beraberinde gelmesidir. 

Ey Recep Tayyip Erdoğan, zaman hükmünü veriyor. Senin göremediğin gerçek şu: Bugün siyasi oyunlara, yargı operasyonlarına muhtaçsan, trol ağlarıyla algı üretimi peşindeysen asıl sebebi budur. Yurt dışında itibar, diplomasi masalarında meşruiyet arıyorsan asıl sebebi budur. Taşıma suyla değirmen, taşıma meşruiyette devlet çarkı dönmez Recep Tayyip Erdoğan. Bak arkadaş, sana milletin mesajını vereyim ve o mesajı yaz ve masanın üzerine koy. Füze yapmak için anayasayı çiğnemek zorunda değilsin. Ev yapmak için tarlaları yok etmek zorunda değilsin. Enerji üretmek için dereleri kurutmak zorunda değilsin. Barış ve huzur için teröristle kucaklaşmak mecburiyetinde değilsin. Bu millet de senin iktidarını taşımak için çile çekmek zorunda değil, aç kalmak zorunda değil, el açıp muhtaç olmak zorunda değil Recep Tayyip Erdoğan. Sen bu memleketin evladısın, sen bu memlekete muhtaçsın ama bu memleket sana asla ve kata muhtaç değil Recep Tayyip Erdoğan. Kendinden ve iktidarından başkasını düşünmeyeni bu millet hiç düşünmek zorunda değil Recep Tayyip Erdoğan. 

Şimdi soruyorum, tavuklara operasyon nedir arkadaş? Kim veriyor size bu akılları ya kim veriyor? Her kuşu avladınız, bir tavuk mu kaldı? Her kayyumu atadınız, sırada civcive denetim kayyumu atamak mı kaldı? Fiyatlara bakıyorsun, kırmızı et mukayesesinde beyaz et hayli geride. Maliyetlere ve satış fiyatına bakıyorsun, üretici zarar ediyor bazı alanlarda. Kendi savurganlığınızı, kendi saltanatınızı gizlemek için illa milletin önüne birilerini atmak mecburiyetinde hissediyorsunuz kendinizi. Ne yapacaksınız şimdi soruyorum, ne yapacaksınız? Milletin önüne tavukları, civcivleri mi atacaksınız? Horozları FETÖ’cülükle, ajanlıkla, kümeslerinden çıkmadıkları halde dış mihrakların maşası olmakla mı suçlayacaksınız? Denetim kayyumuymuş, yahu bu memleketin bakanları var, Rekabet Kurumu var, maliyesi var, müfettişleri var, Denetim yetmeye yetmiyor mu bütün bunlar da savcılar eliyle milletin işletmesine, çiftliğine operasyon yapıyorsunuz, tavuğa kayyum atıyorsunuz? Yurt dışından fellik fellik kredi arıyorsunuz, swap anlaşması yapmak için New York, Londra, Körfez kapılarını aşındırıyorsunuz, yatırımcı gelsin diye teşbihte hata olmaz, kırk takla atıyorsunuz. Sonra Türkiye’nin milyarlarca dolar hacmi olan sektörlerine yapmadığınız eziyeti bırakmıyorsunuz. Yahu siz ne istiyorsunuz arkadaş, ne istiyorsunuz? 

Daha önce ben ve arkadaşlarım defalarca dile getirdik, Çinli otomobil üreticisi BYD rezaletini bunlar gizlerken biz anlattık. Elektrikli araç fabrikası kuracaklar dediniz gümrük muafiyeti getirdiniz, bu vergi istisnasının milletin hazinesine faturası 40 milyar TL’yi buldu, olan da o övündüğünüz Togg’a oldu. Bugün kabul etmek zorunda kaldınız ki, ortada fabrika yatırımı falan yok. Daha önce de Volkswagen gelecekti, gelmekten vazgeçti. Sorarım size, mülkiyet hakkının olmadığı bir ülkeye kim gelir? Mala çökmenin iktidar politikasına dönüştüğü bir ülkeye kim gelir? 1200’den fazla şirketin tasarruf mevduatı sigorta fonuna devredildiği bir ülkeye kim gelir? Banka hesaplarına el konulan, tapulara el konulan ülkeye kim gelir? Beton ve faizden başka para kazanılamayan bir ülkede kim, hangi fabrika yaşar, hangi yatırımı yapar? Siz Türk milleti gibi mi zannediyorsunuz Türkiye’ye yatırım yapacak yabancıları? Bu millet size tam çeyrek asır müsamaha gösterdi. Şimdi yolculuk başladı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, tren artık Haydarpaşa’dan kalkıyor Allah’ın izniyle. 

Aziz milletim, değerli dava arkadaşlarım, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar diye hiç aramaya gerek yok, her şeyin sebebi belli. Sebep kayyum iktidarıdır, sebep kayyum cumhuriyetidir, Cumhur İttifakı’dır ve cumhur devletidir. Herkes tarafları ilan ediyor, bugün kim neyin tarafındadır? İktidarla muhalefet mi? AK Parti ile CHP mi? Türk ile Kürt, Alevi ile Sünni mi? Hep herkes bir taraf arıyor ve taraftarlaşma zemini arıyor. Bu Türkiye’nin çözümü ve çaresi değildir değerli kardeşlerim. Biz bunların hepsine hayır diyoruz. Bu yapay gündemlere kökünden hayır diyor ve onları reddediyoruz. Bir yanda işsizlik, açlık, yoksulluk, yargısız infaz, terörist damgası, susturulmuş sesler, otogar köşelerinde yaşayan emekliler, asgari ücrete mecbur kalan emekçiler, hiçbir şeye yetmeyen maaşlar, yine de bedel ödemek, yine de bütün bunlara dayanmak için mücadele eden insanlar var. Öte yanda birilerinde biriken servet, yükselen gökdelenler, şaşalı malikaneler, bitmeyen huzur hakları, saltanat sefaları, talanın en beteri var. İstiyorlar ki, kimse kimseye güvenmesin. İstiyorlar ki, kardeşliğimiz yaralansın. İstiyorlar ki, akdimiz kirlensin. İstiyorlar ki, millet sahipsiz kalsın ve parçalansın. 

Bakın, birileri hiç utanmadan, sıkılmadan iktidarın da yol vermesiyle, göz yummasıyla Öcalan denen caniye özgürlük diyerek ihanet mitingleri düzenleme cüretini gösteriyor. Milletin gözünün önünde terör örgütüne ve teröristlere özgürlük istemek suçu ve suçluyu övmektir. Bu, meclise taşınmak istenen ihanet yasalarına miting meydanlarından meşru zemin oluşturmaya kalkışma cüretidir. Plan çok açık, oynanan oyun da çok nettir. Onlar Kürt kardeşlerimi İmralı’daki o terör hükümlüsüne, o bebek katiline tebaa yapmak istiyorlar. Ben bu en çok Kürt’e hakarettir diyorum, ilk günden beri bu tuzağa dikkat çekiyorum. Vatandaşın kimliğine kayyum atıyor, milli devlete butlan istiyorlar. Ellerine geçirdikleri kanun yapmaya elverişli meclis çoğunluğuyla milletin hukukunu çiğnemeye çalışacaklarından zerrece şüphem yoktur, ama buradan söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasa çıkaracak çoğunluğa sahipsiniz, Abdullah Öcalan gibi bir caniye özgürlük vermek miting meydanlarında ya da mecliste elde edilmiş çoğunlukla olabilecek bir iş değildir. Öcalan’ın serbest kalmasını bu büyük millet istiyor mu istemiyor mu millete sorulması lazımdır. Buna özgürlük isteyen sağda solda miting yapacağına hiç zaman kaybetmeden referandum yapsın değerli dava arkadaşlarım. Çok istiyorlar ama başaramayacaklar, neden? Çünkü biz varız. Biz bu mukaddes birliğin neferleriyiz. Biz Türk milletinin sahipsiz olmadığını haykıranlarız. Biz bu vatanın birliğine, dirliğine, beraberliğine inananlarız. Biz kula kulluk edilmesin diye mücadele edenleriz. Biz her bir insanımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin başı dik, eşit, onurlu ve hür vatandaşları olmasını isteyenleriz. İşte bunlara karşı Türkiye’yi melun emellerine kurban etmeye çalışanlara karşı Türk milleti adına başkaldırıyorum, başkaldırıyorum, başkaldırıyorum. Ve bütün bunlara karşı bayrak açıyorum. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe bayrak açıyorum. Üniter yapımıza, kardeşliğimize, milli kimliğimize ve cumhuriyetimize saldıranlara karşı bayrak açıyorum. Milletin birliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne karşı savaş ilan edenlere bayrak açıyorum. Terörü, teröristleri, vatan hainlerini kutsamak isteyenlere bayrak açıyorum. Şehit ailelerinin bitmeyen acıları ve dinmeyen gözyaşları için bayrak açıyorum. İntihar eden polislerimiz için, açlık grevindeki öğretmenlerimiz için bayrak açıyorum. Emeğinin karşılığını alamayanlar, haber yaptığı için gözaltına alınan gazeteciler için bayrak açıyorum. Siyaset yaptığı için cezaevlerine atılan siyasi hakları ve hürriyetleri gasp edilenler için bayrak açıyorum. Ben konuşamayan, duyulmayan, görülmeyenler için bayrak açıyorum. Eşitlik için, hürriyet için, demokrasi için bayrak açıyorum. Harun gibi gelip Karunlaşanlara bayrak açıyorum. Geleceğinden umudunu yitirmiş gençler, tenceresini kaynatamayan emekliler, açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilen emekliler, toprağa akıttığı terin karşılığını alamayan çiftçiler, siftahsız dükkan kapatan, hacizlerle ve icralarla boğuşan esnaflar için bayrak açıyorum. Adaletsizliğe karşı adalet için, saltanata karşı cumhuriyet için, kayyumlara karşı demokrasi için, butlanlara karşı milli egemenlik için, çözülmeye karşı birlik ve bütünlük için bayrak açıyorum. Sadece ben değil, bu büyük millet de elden ele, gönülden gönle, yürekten yüreğe bayrak açıyor. Mavi gök kubbenin en güzel süsü, alnımızın akı, şehidimin son örtüsünü en yukarı taşımak için bayrak açıyoruz. 

27 Haziran Cumartesi günü Tan Doğan Meydanı’nda olacağız. Parti ayrımı yapmadan al bayrağı namusu ve şerefi bilen Cumhuriyet sevdalısı her vatandaşımı Tandoğan Meydanı’na bayrak açmaya davet ediyorum. Bu büyük buluşma inanıyorum ki Türk milletinin yeniden doğuşu olacaktır. Hep birlikte haykıracağız, son bulsun teslimiyet, yıkılsın zillet, yaşasın cumhuriyet, yaşasın millet. 

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Kamu1 Uygulaması Tüm haberlere anlık erişim İndir