Video Galeri
Yeni Yol TBMM Grup Toplantısı – 10 HAZİRAN 2026 – TAMAMI
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN – Çok kıymetli Genel Başkanlarım, değerli milletvekillerimiz, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin çok kıymetli genel merkez yöneticileri, yine Türkiye’nin dört bir tarafından gelen çok kıymetli misafirlerimiz; Yeni Yol Meclis Grubumuzun grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Grup toplantımızın, yapacağımız konuşmaların, alacağımız kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, ülke olarak yine çok kritik bir eşikten geçiyoruz. Bir tarafta devletin bütün imkânlarıyla her geçen gün alanı daha da daraltılan siyaset alanı, diğer tarafta her geçen gün insanlarımızın omuzlarındaki yükün arttığı milletimizin gerçeği var. Bugün ülkemizde seçimler yapılıyor, sandıklar kapanıyor, ama hesap devam ediyor. Anayasa yapma çalışmaları devam ediyor, ama bugün ülkemizde hukuk doğru düzgün işlemiyor. İktidar, bakanlar büyüme rakamlarını açıklıyor, ama bu büyüme rakamların ne hikmetse vatandaşımızın sofrasına bir türlü yansımıyor. Bizlerin görevi, bu kürsüden olup biteni parça parça değil, bütün bir memleket meselesi olarak ele almak, doğru bir şekilde değerlendirme yapmak, çözümü de ortaya koyabilmektir. İnşallah bunu başarabilmek için bizler Mecliste, sahada yoğun bir gayret içerisindeyiz ve bugün yine burada bunu başarabilmek için bir araya geldik.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz Pazar günü malumunuz 6 beldede ara seçimler yapıldı. Öncelikle bu seçimlerin memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Hamdolsun, Saadet Partimiz seçim yapılan beldeler içerisinde en büyük belde olan Mustafapaşa beldesinde yüzde 16 oy alarak 3. parti olmayı başardı. Yapılan bütün adaletsizliklere, bütün haksız rekabete rağmen çok önemli bir başarı ortaya koyan adayımız Doğan Ak Beyefendiye, Mustafapaşa Belde Teşkilatımıza, seçim çalışmalarında çok büyük fedakârlıklar ortaya koyan, çok büyük çaba gösteren teşkilat mensuplarımıza çok teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu ara seçim bizlere şunu bir kez daha gösterdi: Türkiye’nin ne kadar büyük bir kriz içerisinde olduğunu gösterdi. Buraya dikkat buyurun, iktidardan tam 6 bakan, tekrar söylüyorum 6 bakan bu beldeye gitti, devletin ve iktidarın bütün imkânlarınıkullanarak haksız rekabeti oluşturabilmek için, haksız seçim ortamını oluşturabilmek için gayret içerisinde oldular. Giden bakanlardan biri de Adalet Bakanıydı. Türkiye malum her gün çok çok büyük dosyalar konuşuluyor, her gün yeni yeni çeteler ortaya çıkıyor, ama böyle bir ortamda Adalet Bakanımız 1773 insanın oy kullandığı bir beldeye giderek kapı-kapı oy istedi. Hatırlayacaksınız, bu ucube sisteme geçmeden önce seçimlerde haksız bir rekabet olmasın diye adalet bakanları seçime 3 ay kala istifa ederlerdi. Şimdiki sistemde ise Adalet Bakanı küçücük beldelere giderek kapı-kapı oy istemek durumunda kalıyor. Bu işin birinci adalet kısmı.
İkinci kısım da, hepimizi üzen bir ifade Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kullanıldı. Seçim akşamı seçim değerlendirmesi yapıldığı açıklamanın içerisinde “ezici”ifadesini kullandı. Biz bunu şaşkınlıkla takip ettik. Sayın Cumhurbaşkanıma hakikaten merak ederek sormak istiyorum, Sayın Cumhurbaşkanım, siz kimi ezdiniz Allah aşkına? Sizler seçimi muhalefet partilerini bir ezme aracı olarak mı değerlendiriyorsunuz? En önemlisi, size Pazar günü oy vermeyen insanların Cumhurbaşkanı değil misiniz siz?
Değerli arkadaşlarım, işte biz tam bu problemden dolayı, bu sistem sıkıntısından dolayı mücadele ediyoruz. Biz, her geçen gün daha fazla adaletsizlik, daha fazla istikrarsızlık, daha fazla kriz vaat eden partili cumhurbaşkanlığı sistemini değiştirmek, rehabilite etmek zorundayız. Bizler Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi olarak bu konuyu milletimize karşı bir vazife olarak görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Mustafapaşa beldesi ve sonrasında yaşananlar Türkiye’de devlet aklının, hukuk düzeninin, anayasal sorumluluğun nasıl aşındığını bir kez daha gözler önüne serdi. İşte tam da böylesi bir dönemde Türkiye yeniden bir anayasa tartışmasının eşiğine getiriliyor. Elbette biz darbe anayasasından kurtulmanın çok önemli bir konu olduğunu biliyoruz. Fakat darbe hukukunu, keyfi yönetimi, yargı sopasını, kuvvetler ayrılığını yok sayan anlayışı değiştirmeden yeni bir anayasa yapmak, eski bir binanın tabelasını değiştirmekten ibaret kalır. Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı? Var, doğru. Fakat bugün bu ihtiyacı en fazla zayıflatan şey iktidarın uygulamış olduğu hukuk pratiğidir.
Değerli arkadaşlar, bu anayasa tartışmaları hiç şüphesiz boşlukta ortaya çıkmış tartışmalar değildir. Türkiye’de iktidarın yeni bir siyasi hat kurma çalışmalarını hep beraber görüyoruz. İktidar meseleyi siyasi alanı yeniden düzenleyen, muhalefetin hareket kabiliyetini daraltan, ittifak dengelerini yeniden kuran, toplumu yeni bir güvenlik dili etrafında hizalamaya çalışan bir stratejiyle ele almaktadır. Bu nedenle, yeni anayasa başlığı yalnızca hukukçuların konuşacağı teknik bir başlık değildir. Anayasa yeni dönemin siyasi kapısı yapılmak isteniyor, biz bunları görebiliyoruz. Biz, bu çalışmalarda bu kapının nereye açıldığını görmek zorundayız. Eğer bu kapı hukuka, adalete, özgürlüğe, Meclisin itibarına, milletin birliğine, devletin ahlakına açılıyorsa elbette biz orada en yapıcı tavrı gösteririz. Ama bu kapı daha merkeziyetçi bir yönetime, daha denetimsiz bir yürütmeye, daha bağımlı bir yargıya, daha etkisiz bir Meclise açılıyorsa işte biz burada milletimiz adına itiraz ederiz. Onun için bu meseleye yüksek bir dikkatle, büyük bir sorumlulukla, devlet ciddiyetiyle yaklaşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu kürsüden birçok kez ifade ettim, ülkemizin sokakları bugün Texas’a dönmüş vaziyette. Şehirlerde çeteler cirit atıyor, her gün yeni yeni bir yerler kurşunlanıyor. Böyle bir ortamda Sayın İçişleri Bakanımız en büyük hayalinin Kudüs’e vali olmak olduğunu ifade etti. Tabii kendisinin samimi duygularla yaptığını düşündüğümüz bu duaya bizler de amin deriz. Sayın Bakanım, madem Kudüs’ü bu kadar önemsiyorsunuz, önemsediğinizin farkındayız, işe İçişleri Bakanı olarak hem İsrail, hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından yararlanan savaş suçlularına karşı harekete geçerek başlayabilirsiniz. Bu imkândan yararlananların hepsi soykırımcı İsrail’in ordusunda hizmet yapmış insanlar, Gazze’deki mazlumlara karşı savaşmış insanlar. Bu imkândanyararlananların hepsinin Türkiye’ye girdikleri anda tutuklanıp savaş suçlusu olarak yargılanması gerekmiyor mu ya? Ha diyorsanız ki, ben bunları tek başıma yapamam diyorsanız, o zaman biz de size deriz ki, geçtiğimiz hafta Adalet Bakanı ile beraber,koltuğunuzun altındaki dosyalarla beraber nasıl ki Sayın Bahçeli’yi ziyaret ettiniz, bir dosyada koltuğunuzun altına alın AK Parti Grubuna ziyarete gidin.
Bakın, bu belge bizim daha önce Sema Silkin Ün Hanımefendinin imzasıyla verilen 17 Şubat 2026 tarihli Meclis araştırma önerimiz. Araştırma önerisi burada, burada hazır bulan bütün milletvekillerimiz bu araştırma önerisine imzalarını verdiler. Sayın İçişleri Bakanım, biz bu öneriyi Meclise getirdik, ama maalesef Gazze hassasiyeti, Filistin hassasiyeti olduğuna inandığımız AK Partili milletvekilleri bu önerimizi reddettiler. Kudüs’e vali olmak arzunuz önemli, ama Yeni Yol Grubu olarak verdiğimiz bu öneriyi AK Parti Grubuna kabul ettirmeniz emin olun çok daha kıymetli bir çalışma olacak. Siz bu öneriyi AK Parti Grubuna kabul ettirin, emin olun bizim desteğimizden zerre şüpheniz olmasın. Yeter ki bu katilleri, bu hainleri artık ülkemizde barındırmaktan vazgeçelim biz.
Değerli arkadaşlar, tüm bu anlattıklarımızdan yola çıkarak karşımıza bir tablo çıkıyor, iktidarın ajandasında bir baskın seçim var. Neden söylüyorum, neden böyle bir ifade kullanıyorum? Çünkü baskın seçim alametleri birer birer belirlemeye başladı. Birinci alamet, anayasa tartışmaları. İkinci alamet, muhalefete yapılan operasyonlar. Üçüncü alamet, Yüksek Seçim Kurulu’ndaki hazırlıklar. Dördüncü alamet, Meclisten çıkartılan varlık barışı. Beşinci alamet, Amerika swap hattı. Geriye iki tane alamet kaldı, bunlardan biri Gabar’da petrol, ikincisi Karadeniz’de doğal gaz müjdesi. Akşam-sabah o alametleri de göreceğiz arkadaşlar.
Buradan bir kez daha açıkça söylüyorum, iktidarın ajandasında ne olursa olsun,bizler arkadaşlarımızla beraber baskın seçime de, erken seçime de, yerel seçime de, genel seçime de, hepsine hazırız. Milletimizin hakkını, hukukunu, beklentisini sonuna kadar savunacağız Allah’ın izniyle. Kimsenin şüphesi olmasın, 86 milyon insanımıza oh be dedirteceğiz arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, bu kadar yoğun gündem, bu kadar karmaşanın içerisinde milletimizin gerçek gündeminin gölgede kalmasını biz kabul edemeyiz. Hepimizin malumu, son yıllarda en büyük toplumsal sorunlardan biri kumar ve uyuşturucu bağımlılığının giderek yaklaşmasıdır. Bu kürsüden Sayın Genel Başkanımız Babacan da, Sayın Davutoğlu da, bizler de bu konuyu defalarca gündeme getirdik. Kumarın da, uyuşturucunun da ailelerimizi paramparça ettiğini, gençlerimizi bir bataklığa sürüklediğini, toplumu içten içe tükettiğini defaatle söyledik. Ama iktidar bu çağrılarımızın hiçbirine kulak asmadı, hepsini kulak ardı etti. Şimdi de torba yasa içerisinde koydukları bir düzenlemeyle sanki kumar meselesini çözecekmiş gibi davranıyorlar. Neymiş efendim, bahis şirketlerinin reklam giderleri artık vergi matrahından düşülmeyecekmiş; yapma ya. Buradan, bu kürsüden hükümeti milletimize şikâyet ediyorum, iktidar kumarla mücadele etmiyor, sadece mücadele ediyormuş gibi numara çekiyor. Kumardan alınacak verginin hesabını yapıyorlar bunlar.
İktidar şunu söylüyor: Vergisini verdiğiniz müddetçe benim açımdan kumarın hiçbir sakıncası yok, istediğiniz kadar kumar oynayabilirsiniz diyor. İktidar yetkilene sesleniyorum, vergilendirilmiş kumar da haramdır, vergisiz kumar da haramdır. Yasal olan kumar da aileleri dağıtır, yasal olmayan kumar da aileleri perişan eder. Engel olmadığınız kumarın topluma verdiği zarar, devletin kasasına giren vergiden çok daha büyüktür. Bir gencin kaybolan gençliğini, bir annenin döktüğü gözyaşının vergisi olmaz arkadaşlar. Sizden kumara yeni vergi kalemleri üretmenizi beklemiyor aziz milletimiz, kumarı kökünden bitirecek iradeyi ortaya koymanızı bekliyor. Anneler, babalar evlatlarını bu bataktan kurtarmak istiyorlar. Toplum sizden vergi hesabı değil, bu meseleyi kökten çözmenizi bekliyor.
Bir tarafta toplumumuzu içten içe çürüten bu kumar düzeni var, diğer tarafta ise milletimizin üretimini ve geleceğini ayakta tutan çiftçilerimizin alın teri var. Ne hazindir ki,AK Parti iktidarı kumarda verginin hesabını ince ince yaparken, çiftçilerimizin mağduriyetini, çiftçilerimizin maliyetini görmezden geliyor. Malumunuz geçtiğimiz hafta buğday ve arpa alım fiyatları açıklandı, açıklanan fiyat ne çiftçilerimizin yüzünü güldürdü, ne toprağımızın hakkını, ne de alın terinin hakkını verdi. TMO dedi ki, kilo başına 16 lira 50 kuruş. Biz de tarım politikalarımızla bir araya geldik, çalışmalar yaptık, başlık-başlık, kalem-kalem, rakam-rakam hesapladık. Burada uzun uzun detaylara girmeyeceğim, ama milletimiz bilsin diye söylemek istiyorum.
Bakın değerli arkadaşlar, burada dekarda verim 300 kilogram olacak olursa, kira, tarla hazırlığı, ekiliş maliyeti 2400 lira, bakım maliyeti 905 lira, amortisman maliyeti 1600 lira, hasat ve harman maliyeti 480 lira, işçilik 800 lira, faiz 1650 lira, toplam 7830 lira yapıyor. Temel destek ve tohum kullanım desteği çıktığı takdirde bir kilo buğdayın maliyeti 24 lira 50 kuruşa tekabül ediyor. Tarım ÜFE’si açıklandı, kaç? Yüzde 42. Hükümet buğdaya, hububata ne kadar artış yaptı? Sadece yüzde 21 artış yaptı. Yani maliyetler başka yere gitti, fiyat artışları başka yere gitti. Değerli arkadaşlarım, çiftçimiz bu açıklanan rakamla kilo başına yaklaşık 7 lira zarar ediyor. Bu arada eğer devlet bu rakamı, 24 liraya verecek olursa,çiftçimiz ancak maliyetini karşılayabiliyor. Değerli arkadaşlar, bu iş böyle gitmez, bu iş bu şekilde devam etmez. Nasıl ki savunma sanayi milli güvenlik meselesiyse, tarım da ülkemiz için bir milli güvenlik meselesidir.
Peki, teşhisi yaptık, tedavi yöntemini de paylaşmak zorundayız. Öncelikle bu iş fiyatlar nedeniyle hakkını arayan çiftçilere ceza keserek çözülemez arkadaşlar. Bakın, sizlerle bir fotoğraf paylaşacağım. Bu fotoğraf Konya’da çekildi arkadaşlar. Traktörlerle eylem yapan çiftçilerimize bu fotoğraftan, bu eylemden dolayı ceza kesilerek eylem yapan çiftçilerimiz susturulmaya çalıştılar. Bu rakamları açıklayarak, buğday, arpa fiyatlarını açıklayarak çiftçiye zaten en büyük zararı verdiniz siz. Üstüne bir de bu cezaları kesmekle siz hangi kafayı, hangi aklın ürününü yaşıyorsunuz Allah aşkına?
Peki, çiftçilerimizin derdine derman olabilmek için neler yapılabilmeli?
Bir, önce çiftçiyi masa başında değil tarla başında dinleyeceksiniz. Bunu yaparsanız kimsenin sokaklara dökülüp eylem yapma zaruriyeti ortadan kaldırılmış olacak.
İki, buğday alım fiyatını hasat zamanı değil, ekimden önce açıklayacaksınız. Biz sadece fiyat yükseltin demiyoruz, doğru dürüst bir planlama yaparak çiftçilerimizin maliyetlerini geriye çekin diyoruz.
Üç, çiftçiye kâr payı bırakılacak, çiftçilerimiz topraktan vazgeçirilmeyecek.
Dört, Toprak Mahsulleri Ofisi ürün bedelini 45 gün sonra değil teslimde ödeyecek, çiftçi esnafın vicdanına terk edilmeyecek.
Şunu da söyleyelim: TMO, Et Süt Kurumu, ÇAYKUR birer satın alma kurumları değildir. Bu kurumlar piyasayı düzenlemek, üreticiyi korumak ve arz güvenliğini sağlamak için vardır. Eğer bu kurumlar satın almacı gibi devam ederse piyasayı düzenleyen tüm mekanizmaları kaybederiz.
Biz buğday üreticimizin yanındayız, arpa üreticimizin yanındayız, Anadolu’daki tüm çiftçilerimizin yanındayız. Misafirlerimiz var, Sivas’tan gelen ziraat odası başkanlarımız var. Dün onlarla oturduk, uzun uzun bu konuları müzakere ettik. Onları dinledik, raporlarımızı hazırladık. Bugün de değerli milletvekillerimiz meclis araştırma önerisi verecek.
İktidara sesleniyorum, gelin bugün mecliste vereceğimiz öneriye yok demeyin. Çiftçimizin derdini, buğdayı, arpayı, tarım politikalarını hep beraber konuşalım. Bu sorunlara çözüm üretelim. Biz bunları anlatırken iktidar cenahından da bir ses geliyor. Ne diyorlar? Efendim biz yüzde 2,5 büyüdük. Kişi başına neredeyse 50 bin dolarlık alım gücü var diyor. Peki buğday üreticisinin, çiftçisinin bundan haberi var mı? Değerli başkanlarım var mı haberiniz? 50 bin dolar çiftçimizin hanesine giriyor mu? Ama iktidar söylüyor bunu sürekli. Maalesef, sizin haberiniz olmadığı gibi asgari ücretlinin de haberi yok. Emeklinin de bu 50 bin dolardan haberi yok. Ama haberi olan birileri var. Kimlerin haberi var? Bankaların faizci düzenli komiserlerinin haberi var. Bankacılık sektörünün ilk dört aydaki karlar açıklandı. Bankalar 364 milyar liradan fazla kar etmiş arkadaşlar. Toplam aktif büyüklükleri 50 trilyonu aşmış. Başka kimlerin haberi var? Uçulmayan havalimanlarından para kazananların haberi var. Kur Korumalı Mevduattan ceplerini dolduranların haberleri var.
Değerli arkadaşlar, kıymetli misafirler; bugün bu kürsüden çok açık bir gerçeği sizlerle paylaşmak istiyorum. İktidarın tek bir korkusu var, o da milletin desteğini kaybetmek. Tek bir endişesi var, sandıkta bedel ödemek. Tek bir hassasiyeti var, oy kaybetmek. Bunu yıllardır bizlere defalarca gösterdiler. Milletin kararlılığını görünce yapmayız dedikleri ne varsa yaptılar. Vermeyiz dedikleri ne varsa verdiler. Atmayız dedikleri hangi adım varsa hepsini attılar. Niye? Çünkü karşılarında oy kaybetme ihtimalini gördüler. Demek ki mesele imkân değilmiş. Demek ki mesele kaynak da değilmiş. Demek ki mesele çözüm üretmek de değilmiş. Mesele sadece siyasi maliyet hesaplarıymış. Ne zaman oylarını azaldığını hissettiler, o zaman milletimizin sesini duydular. Ne zaman sandıkta kaybetme korkusu yaşadılar, o zaman geri adım attılar. Şimdi de ustalık dönemlerini sergiliyorlar. Peki neyin ustalığı? Milletin gözünü boyamanın, gerçek sorunları gündemden kaçırmanın, sorumluluğu başkalarına yüklemenin, milletimizden sürekli sabır istemenin ustalığını sergiliyorlar. Yıllardır milletimizin gözünü öyle bir maharetle boyadılar ki vatandaşımız her defasında sandıkta AK Parti’ye vermesi gereken cezayı bir sonraki seçime tehir etti. Bu ertelemeden dolayı, bu tehirden dolayı emeklilerimizin açlık sınırının altında yaşamasına aldırış etmiyorlar. Bu ertelemeden dolayı asgari ücretlimizin ay sonunu nasıl getireceğini düşünmüyorlar. Bu ertelemeden dolayı çiftçimizin borç içinde üretim yapmaya çalışmasını görmezden geliyorlar. Ve bu ertelemeden dolayı enflasyon asla düşmeyecek. Faiz asla düşmeyecek. Bu ertelemeden dolayı adalet, ahlak, liyakat deyince dudak büküyorlar. Bu ertelemeden dolayı yolsuzluk, israf, torpil tüm devleti, tüm mekanizmaları kuşatmış durumda. Bu ertelemeden dolayı ahlaksızlığa, yozlaşmaya, çürümeye, aklınıza gelen ne kadar melanet varsa hepsine göz yumuyorlar. Şunu unutmayalım: Aynı anlayış devam ettiği müddetçe sonuçların değişmesi mümkün değildir arkadaşlar. Sessizlik sorunları çözmeyecektir. Şikâyet etmek tek başına sorunları çözmeyecektir. Eğer değişim istiyorsak milletin iradesini ortaya koyma zamanı geldiğinde o değişim gerçekleşecektir. Biz hep beraber yapacağımız çalışmalarla bu sefer milletimizin gözünün boyanmasına müsaade etmeyeceğiz. Bizi görünmez kılmak isteyenlere karşı ısrarla her ortamda görüneceğiz. Milletimizin haklı itirazını, haklı öfkesini, haklı taleplerini siyaset sahnesinde durmaksızın göstereceğiz. Gerçeklerin iktidar tarafından unutturulmasına müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz kendi siyasetimize göre bir millet istemiyoruz. Siyaseti bizatihi milletimiz için yapıyoruz. Ve bugün buradan Türkiye’nin dört bir yanına davette bulunuyoruz. İktidara güçlü bir itirazda bulunmak isteyen herkesi, israfa ve adaletsizliğe karşı durmak isteyen herkesi, Adalet, liyakat ve ehliyet lütuf değil, hakkımızdır diyen herkesi, evlenemeyen, iş bulamayan, eğitim imkânından dahi mahrum kalmış, okuduğu halde masraflarını karşılayamayan tüm gençlerimizi, Türkiye’nin yanlış yönetildiğini düşünen herkesi, İktidarın uygulamalarına demokratik yollardan artık yeter demek isteyen herkesi aramıza davet ediyoruz. Dünü, bugünü ve geleceği temiz bu kutlu hareketin bayrağı altında buluşmaya çağırıyoruz. Bu ülkede hiçbir iktidar milletin iradesinden daha güçlü değildir. Hiçbir propaganda gerçekleri sonuna kadar örtemez. Hiçbir algı, milletin vicdanını sonsuza kadar susturamaz. Gün gelir milletimiz kararını verir ve o kararın önünde hiçbir güç duramaz.
İnşallah bu vakit önümüzdeki seçimdir. Bu düzeni değiştirme vakti önümüzdeki seçimdir diyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
DEVA PARTİSİ GENEL BAŞKANI ALİ BABACAN- Kıymetli genel başkanlarımız, DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekilleri, kıymetli teşkilat mensuplarımız, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri, kıymetli basın mensupları, ekranları başında ve şu anda bizleri bu salonda izlemekte olan değerli misafirler; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor, Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında bu hafta başlayacak olan Dünya Kupası’nda ülkemizi temsil edecek A Milli Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum. Ay yıldız formayı taşımanın sorumluluğu ve gururuyla sahaya çıkacak tüm futbolcularımıza, teknik heyetimize ve emek veren herkese kendilerine güvendiğimizi ifade etmek istiyorum. Milletçe dualarımız ve desteğimiz sizlerle. Ülkemize büyük sevinçler yaşatacağınıza inanıyor, mücadele ruhunuzun ve azminizin başarılarla taşlanmasını temenni ediyorum. Vurduğunuz gol olsun inşallah.
Yine bu hafta sonu yapılacak olan LGS sınavına girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum. Uzun ve yoğun bir hazırlık sürecinin ardından emeklerinin karşılığını almalarını temenni ediyorum. Bu süreçte büyük fedakârlık gösteren ailelerimize ve özveriyle çalışan öğretmenlerimize de teşekkür ediyorum. Rabbim gençlerimize zihin açıklığı versin.
Değerli arkadaşlar; Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahibiz. Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz, ama ne yazık ki Avrupa’nın en mutsuz nüfusu da bizde. Hayat pahalılığıyla mücadele etmek zorunda kalan, diploma aldığı halde iş bulamayan, hayal kurmaktan vazgeçen bir gençlik var ve biz bunu gördükçe kahroluyoruz. 15-34 yaş arası nüfusumuz 24 milyon. Genç diye tanımlayabileceğimiz ve iş hayatına katılabilecek bir yaş aralığı bu 15-34. Ve bu 24 milyon insanımızın 6,5 milyonu bugün itibariyle ne işte, ne de eğitimde. Oran tam yüzde 27. Tüm OECD ülkeler içerisinde en yüksek oran da bizde. Yani düşünün ki 6,5 milyon insanımız hayatının en verimli, en üretken, en dinamik çağında 15-34 yaş arasında ve 6,5 milyon insan boşta. Gerçekten çok yazık. Bir tarafta iş arayan gençlerimiz var, diğer tarafta nitelikli iş gücüne ulaşmakta zorlanan bir iş dünyası var. Türkiye’nin ihtiyacı gençleri merkeze alan kalıcı istihdam politikalarıdır arkadaşlar. Yine güvendir, yatırımdır. Gençlerin iş aramanın da ötesinde aynı zamanda iş kurabildiği, girişimcilik konusunda yol kat edebildiği bir iklimi oluşturmak da yine ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Burada ne yapılması gerektiğini biz defalarca açık bir şekilde söyledik. İnanın çok kolay, çok çok düşük bütçelerle yapılabilecek işler bunlar. Yapacağınız 1 aylık, 3 aylık, 6 aylık, 12 aylık eğitim programlarıyla ne işte ne de eğitimde olan gençlerimizi yeni alanlarda yetiştirip hayata katmak, iş dünyasına katmak. Daha geçenlerde Kuyumcular Odası Başkanı, heyetiyle beraber ziyaret etti. Başkanım diyor hazır, iş hazır, yeter ki eğitilsinler, o eğitimden geçen herkese biz iş bulmayı garanti ediyoruz diyor. Gerçekten bunun hala yapılamaması, ihtiyaçla boşta olan gençlerimizin buluşturulamaması en büyük yönetim ayıbı. Evet, Türkiye’nin sorunları çok büyük arkadaşlar. Nereye elinizi atsanız, hangi konuda konuşsanız gerçekten vatandaşlarımız size yüzlerce sorun sıralıyor. Ama bir numaralı sorun hayat pahalılığı, geçim derdi. En önemli sorun fakirlik, fukaralık. Bakın, geçen hafta sonu İstanbul’da bir pazarda arkadaşlarımız alışveriş yapanlarla sohbet ediyor. Bu sohbet edenlerden, vatandaşlarımızın söylediklerinden sadece size iki cümleyi aktarmak istiyorum. Bir vatandaşımız diyor ki, fakirdik, fasfakir olduk. Medeni Bey, bir başka vatandaşımıza soruyor, nasılsın diyor. Soru bu, nasılsın? Cevap, nasıl olduğumu söylersem beni kelepçe takıp götürürler diyor. Ülkenin hali, vatandaşımızın durumu bu. Dertler içinde boğulan, ama derdini dillendiremeyen insanlar Türkiye’yi getirdikleri hal bu.
Bakın size kısa bir video göstermek istiyorum. Yer, Van’ın Bahçesaray ilçesi, tarih 7 Haziran Pazar. Yani bundan sadece 3 gün önce.
(Video Gösterildi)
Bu gördüğünüz öyle eskilerden kalma bir görüntü değil. 21. yüzyıldayız. 2026 yılındayız. Tam 3 gün önce Pazar günü haberlere ajansın verdiği görüntüler bunlar. Çiftçimiz öküz ve karasabanla toprağa sürmeye çalışıyor. Belki gençler bilmez ama karasaban modern tarım makineleri öncesinde kullanılan araçlardan biriydi. İlk yerli traktör 1955’te üretimine başladı, Türkiye’de traktör yaygınlaştı ve traktördü pulluktu derken artık karasaban Türkiye’de unutulmuştu. Karasabanı nerede görüyorduk? Tarım müzelerinde görüyorduk. Bir de eski kitaplarda, o Cumhuriyet’in ilk yıllarında bak ülkenin hali buydu diye kitaplarda görüyorduk karasabanı. Çiftçimiz şimdi imkânsızlıklardan ötürü dönmüş eskiye. Öküz ve sabanla tarlasını sürmeye çalışıyor. Saban da yeni yapılmış dikkat ettiniz mi? Ağaç falan yeni, pırıl-pırıl. Yeniden saban yapmış iki öküzün arkasına bağlamış tarla sürüyor. Az önce dinlediniz. Ne diyor? Akaryakıt çok pahalı diyor. 21. yüzyıldayız halimizi görüyorsunuz, sorsanız uzaya uçuyorsunuz diyor. Ben buradan seslenmek istiyorum. Ey bu ülkeyi yönetenler, ülkeyi ne hale getirdiğinizi görüyor musunuz ya? Hiç mi utanmıyorsunuz? Bu Bahçesaray’ın yol meselesini bir türlü çözemediniz ya. Çiftçimizi yeniden karasabana mahkûm ettiniz. İlçenin ilçenin nüfusu… Gerçekten yaparsa işte onlar yapar, görüyorsunuz sonucu. İlçenin nüfusu 20 bindi bakın 2002’de ilk AK Parti hükümeti kurulduğu günlerde 20 bindi, bugün 11 bin. Gerçekten diyeceğimiz herhalde tek bir ifade var, yazıklar olsun.
Değerli arkadaşlar, bakın geçen hafta Sayın Erdoğan bir konuşmasında demiş ki, faizin olduğu yerde bereket olmaz; el hak, doğru. Ancak bakıyoruz bu yıl bütçede faize ayırdıkları kaynak 2 trilyon 742 milyar, tarıma verdikleri toplam destek 168 milyar. Bu bütçeyi kim hazırladı da Meclise gönderdi? Bu bütçeyi hazırlayan kim? Külliye’de ayrı bir başkanlık kuruldu biliyorsunuz, artık bütçe Külliye’de hazırlanıyor, bizzat Cumhurbaşkanının başkanlığında olan bir heyet hazırlıyor. Siz faizin olduğu yerde bereket olmaz diyeceksiniz,altına imza edip 2 trilyon 742 milyar ben devletin bütçesinden, hazinesinden faiz ödeyeceğim diye Meclise bütçe göndereceksiniz. Bu samimiyet mi? Tarıma verilen desteğin tam 16 katını bu yıl faizi ödeyecekler. Tarıma 168 milyar, faize 2 trilyon 742 milyar. Böylesine büyük bir faiz ödemesinin yapıldığı yerde tarıma kaynak kalır mı, bereket kalır mı? Yüz yıl sonra işte siz bu müddeti yeniden kara sabana mecbur edersiniz. Unutmayın arkadaşlar, onlar unutturmaya çalışsa da biz unutmayacağız, unutturmayacağız.
2023 seçimlerinden önce ne dediler, Sayın Erdoğan ne dedi? Meydan meydan dolaştı, faiz indi, daha da inecek demedi mi? Seçimden hemen önce. Merkez Bankası’nın yüzde 10 olan faizini yüzde 8,5’a talimatla indirtmedi mi? Seçimden önce yüzde 10’dan 8,5’a indirdiler, milletin gözünü boyadılar. Yahu seçimden hemen sonra hemen sonra yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye çıkarttılar, bugün hala yüzde 40. Evet, aldattılar, açık konuşmak zorundayız, milleti aldattılar, seçimi aldatarak kazandılar. Tam da bu sebeple ben söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim, kazandılar, ama helalinden kazanmadılar. Helal kavramının unutulduğu yerde bereket kalmaz arkadaşlar. Helal, haramın birbirine karıştığı yerde artık bereket olmaz, ne yaparsanız yapın dikiş de tutmaz.
İnanılır gibi değil gerçekten, iktidar üretimi önceleyen bir ekonomi yerine faizi önceleyen bir anlayışı destekler hale geldi. Bakın, bu ülkede her zaman imalat sanayinde kullanılan elektrik, evlerde, hanelerde kullanılan elektrikten fazla olmuştur, yani üretimde kullanılan elektrik, tüketimde kullanılan elektrikten hep fazla olmuştur. Ancak, şu anda bakıyoruz 2023’ten bu yana denge değişti, şu anda artık hanelerde kullanılan elektrik sanayi üretiminde kullanılan elektriği geçti. Bu ne demek? Sanayi geriliyor demek. Çünkü sanayide kullanılan elektrik arkadaşlar, sanayi üretiminin ve üretimden gelen büyümenin en önemli ölçüsüdür. Memlekette kayıt dışı olabilir, bazı sektörlerde farklı şeyler olabilir ama, elektrik tüketimi yanıltmaz. Elektrik tüketimi devletin iletim sisteminden geçtiği için kim ne kadar tüketiyor bilirsiniz. Biz eskiden kayıt dışının en yoğun olduğu dönemde ne yapardık? Burada OSTİM’in elektrik tüketimini çok önemli bir gösterge olarak alırdık. Ben her ay arardım Orhan Bey’i, derdim Orhan Bey, elektrik tüketimi nasıl? Eğer aydan aya artıyorsa bilin ki işleri iyiye gidiyor. Elektrik tüketiminde zayıflık varsa, üretimde zayıflık var. Gerçekten bakın tarihimizde ilktir, 2023’ten bu yana artık sanayinin kullandığı elektrik tüketimin altına düşmüş durumda.
Bakın, Sayın Erdoğan geçtiğimiz hafta başka ne demiş? Aynen kendi cümleleriyle aktarıyorum, diyor ki, şahsen faizsiz ekonomi özlemimi bundan sonra da gür bir seda ile dillendirmeye devam edeceğim diyor. Ya arkadaş, 2023 seçimlerinden beri o gür sesi hiç duymuyoruz. Şöyle bir konuşmalarını tarayın ya, 3 yıl geçti, faiz kelimesini ağzına aldığıtoplam toplam cümle sayısı üçü-beşi geçmez bugüne kadar. Duyan oldu mu, yoksa biz mi kaçırıyoruz? Seçime kadar iki lafın başı faiz diyen, faizle mücadele edeceğim diyen Erdoğan,seçimden sonra faizden hiç bahsetmez oldu. Bu konuşmayı yaptığı yer de İslami finansla ilgili bir toplantı, dünyanın her yerinden faizsiz finansçılıkla ilgili bir heyet var karşısında, ne yapsın, mecburen bahsedecek yani orada.
Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hazineye en çok faizi ödeten Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti, rakamlar ortada. Ne derse desin beyhude, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Evet, tarih sizi bu millete, bu devlete en yüksek faizi ödetmiş Cumhurbaşkanı olarak kayda geçirdi, bundan geri dönüş yok. Çünkü faiz talimatla düşmez, faiz güvenle düşer güvenle. Hukuksuzluğun, keyfiliğin, öngörülmezliğin bedeli yüksek faizdir. Güveni kaybeden yüksek faize mahkum olur. Bakın arkadaşlar, evet bu faizli finansman sistemi dünyayı için için kemiriyor.
Biz 2018’de G20 Akil İnsanlar Heyeti olarak 16 kişilik bir heyet olarak, ki davet edildik, çalıştık, 100 sayfalık raporumuzu sunduk. Dedik ki, bu iş kötüye gidiyor, o raporun altında sadece benim imzam yok, 16 kişinin imzası var, bu faizli alış veriş, faizli finansman sistemi bütün dünyayı felakete götürecek. İşte iki hafta önce Çin’deydim, dünya finans sisteminin geleceğiyle ilgili çok önemli bir toplantı oldu Küresel Finans Forumu, beni de açılış oturumu için davet ettiler, görüşlerimi anlattım orada. Ve herkesin konuştuğu ne? Özellikle petrol fiyatları, merkez bankasının faiz artışı pek çok ülkeyi iflasa sürükleyebilir, pek çok şirketi iflasa sürükleyebilir. Şu anda dünyanın kapısında bir başka büyük kriz var, bunun sebebi ne? Herkes birbirine faizle çok büyük miktarda borçlanmış durumda. Oysaki yapılması gereken ne? Biz o 2018 raporunda da sunduk, risk paylaşımına dayanan, sermaye ortaklığına dayanan finansman modellerinin desteklenmesi, faizli finansman modellerinin de caydırılmasına dayanan bir politikaya ihtiyaç var. Bunu sadece ben değil, dünyanın her yerinden itibarlı 16 tane iktisatçının imzasıyla biz bunu G20’ye sunduk, aklın yolu bir.
Türkiye’de ne yaptık? Biliyorsunuz, buradan Meclisten çıkarttığım yasayla katılım bankalarını oluşturduk. Eskiden özel finans sistemi, özel finans kuruluşu diye adı geçiyordu, üvey evlat muamelesi yapılıyordu bu kuruluşlara. Bankacılık Yasasında bankalara eşit statü verdik, katılım bankaları sistemini kurduk. Devlet hukuk karşısında diğer bankalarla eşit hak ve imkanları ulaştırdık.
Başka ne yaptık? SUKUK’u icara denen kira sertifikası sistemiyle faizli tahvil bono sisteminin alternatifi bir varlığa dayanan, yatırıma dayanan bir başka finansman modelinin önünü açtık. Bugün katılım bankaları olsun, pek çok şirket olsun, devlet hazinesi olsun kira sertifikası ihracıyla da artık borçlanıyor.
Yapılması gereken ne? Vergide ve uygulamada bu modellerin daha çok teşvik edilmesi, faizli modellerin de caydırılması, bu mümkün. Öyle ben faize karşıyım, şöyle diyeceğim, böyle diyeceğim de olmuyor, lafla olmuyor, gereğini yapın. Sermayeyi teşvik eden, faizli finansmanı caydıran bir vergi politikası uygulayın ki millet yavaş yavaş o tarafa doğru kanalize olsun.
Bakın arkadaşlar, gerçekten riskler büyük, büyüyor. Geçenlerde Reuters kaynaklı bir haber çıktı. Haberde diyor ki, Amerika, Türkiye’ye seçimlerden önce bir swap hattı açabilir diyor. Şimdi ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Ben buradan soruyorum, Sayın Cumhurbaşkanına da soruyorum, Hazine Maliye Bakanına da soruyorum, böyle bir niyetiniz var mı? Yani gidip Amerikan Hazinesi’nden veya Amerikan Merkez Bankası’ndan, Bizim dövizi yaktık, arka kapıdan sattık bitti, dolarımız bitti, bize biraz dolar borç verin deme niyetiniz var mı, yok mu? Eğer yoksa çıkın açıklayın. Yok, niyetiniz var da susuyorsanız büyük bir tehlikenin eşiğindesiniz açık söyleyeyim. Ben tam 11 yıl bu ülkenin hazinesinin başında oldum. Evet, bir IMF’ten borç devralmıştık. IMF, Türkiye’nin de ortağı olduğu, hatta sonradan hisse alarak hissemizi de artırdığımız bir kuruluş. Çok zordur, borcu devraldık tam 23,5 milyar dolar. O gün toplam ekonomi 300 milyar, ihracat 36 milyar toplam 12 ay ihracat, sadece IMF’e 23,5 milyar dolar borç var. Ama ne yaptık? Çok şükür borcu ödedik, yerine daha az borçlandık, ödedik daha az borçlandık, sıfırladık. Merkez Bankası’nın ödeme … hamdolsun bana kısmet oldu, son taksiti enter tuşuna bastım ve o defteri kapattık.
IMF, bakın bizim de ortağı olduğumuz yönetim kurulunda söz sahibi olduğumuz bir kurum, kuralları olan bir kurum. Ancak siz swapla borçlanırsanız Amerika’dan, ki bunu merkez bankaları da veriyor, FED de veriyor, hazine de veriyor duruma göre, ülkeye göre, işte o zaman o ülke karşısında boynunuz bükük kalır.
Sayın Erdoğan’a buradan kendi sözüyle hatırlatmak istiyorum, bugün borç alan yarın emir alır. Amerika Birleşik Devletleri hiçbir ülkeye bu swap hattını bedava açmamıştır, ya ticari çıkarı vardır, ya siyasi çıkarı vardır. Yoksa bütün dünya açar değil mi? Nasılsa dolar basma makinesi elinde değil mi? Bedava basıyor mu bunu? Eskiden 7 centti maliyeti vardı banknot basmanın, şimdi elektronik olduğu için sıfır maliyet, tuşa basıyor dolar basıyor, o kadar. Tuşa basıyor basıyor dolar üretiyor, ama bunu herkese bedava vermiyor. Niye bir ülkeye veriyor da başkasına vermiyor? Ya ticari çıkarı var, ya siyasi çıkarı var. İşte ben buradan iktidarı bugünden uyarmak istiyorum, eğer varsa aklınızın köşesinde Amerika ile bir swap, bugün onu derhal unutun, kafanızdan silin. Allah korusun, bu ülkenin bağımsızlığı meselesidir, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği meselesidir. Bugün o borcu veren yarın sizin dış politikanızda etkili olur, özgür davranamazsınız. Ya tekrar geri çekiverirse, ya parayı geri isterse, ben ne olurum, kriz çıkar ülkede diye boynunuz bükük kalır. Onun için bu tehlikeli yola aman ha girmeyin diye buradan hükümeti tekrar uyarmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, cuma günü enflasyon açıklandı, sadece ilk 5 ayda toplam enflasyon yüzde 16,6. Belki ki Haziran sonu itibarıyla ilk 6 ayın enflasyonu yüzde 20’ye yaklaşacak. Bu ne demek? Yılbaşında 28 bin lira olarak tespit edilen asgari ücret Haziran sonu geldiğinde yüzde 20 erimiş olacak demek. Yıllarca bu ülkede 1 Temmuz’da asgari ücrete ara zam verilmiştir. Çünkü işçinin hakkıdır. Yılsonunu beklemek çok uzundur ve ilk 6 ayda ne kadarlık asgari ücrette enflasyon sebebiyle bir erime olduysa o telafi edilmiştir. İlk defa geçen sene 1 Temmuz’u atladılar, şimdi bu yıl yine ara zammın adını bile ağızlarına almıyorlar. Ben tekrar ediyorum, enflasyon asgari ücretlinin suçu değildir. Enflasyonu bu ülkeyi yönetenler üretmiştir. Asgari ücretlinin 1 Temmuz’da ara zam almak hakkıdır. Ara zam vermemek hak gaspıdır. Ara zam vermemek kul hakkına girmektir. Bu kadar açık söylüyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın biz hep barışı temenni ediyoruz, ama barış köprüleri her ülkeyle kurulamıyor maalesef. Bölgemizi ısrarla kışkırtan, bundan adeta haz alan birileri var. Geçenlerde İsrail Savunma Bakanı’nın ettiği lafları duydunuz. Kudüs üzerinden milletimize meydan okumaya kalkıyor. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de siyasi polemiğine konu ediyor. Dahası Türkiye’ye hangi istikamette yürümesi gerektiğine dair küstahça nasihatler veriyor. İnsana derler ki, haddini bil haddini. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine, milletimizin iradesine dil uzatmak senin haddine değil. Türkiye’nin nasıl yönetileceğine sadece ve sadece Ankara kararı verir. O Savunma Bakanı iyi duysun, bu mecliste sizin devletinizden daha yaşı ileri olan vekillerimiz var ya. Siz devlet kurmaya çalışırken biz 17’ncisini zaten kurmuştuk. Herkes kendi sınırını, kendi haddini bilecek. Herkes rütbesini bilecek.
Değerli arkadaşlar; bakın İsrail’in Batı Şeria’da uluslararası hukuku hiçe sayarak sürdürdüğü bu yerleşke politikaları da Filistin topraklarının adım adım ilhak edilmesine yönelik girişimleri de gerçekten yakından takip ediyoruz ve son derece tehlikeli. Daha yeni bir kanun çıkarttılar. İşgal altındaki bu yerleşkelerde, tam 59 yerleşke var şu anda, bu 59 yerleşkede yasa dışı yerleşkelerde vergi istisnası artık uygulanıyor. Yani diyorlar ki, teşvik ediyorlar. Sen git, Filistinlilerin topraklarına otur, etrafını çevir, orada yaşamaya başla, al eline de silahı, yeter ki orada dur, işgal et benim İsrail vatandaşım olarak, al sana diyor vergi teşviki. Siz uluslararası hukuku ihlal etmeye devam edin. Devlet olarak arkanızdayız diyor bakın. Bu ne demek? İşgali sonlandırmaya falan niyetimiz yok demek. Bu ne demek? Barışı değil çatışmayı, hukuku değil haydutluğu teşvik ediyoruz demek. Fakat değerli arkadaşlar, hepsinin hesabı er ya da geç sorulacak. İsrail Devleti’nin Batı Şeria’da yerleşimcilere yönelik her bir suçu uluslararası kamuoyuyla birlikte not ediliyor. Ve söylüyoruz, hiçbir yasa toprak gaspını meşru hale getirmez. Bugün kendilerine dokunulmaz zannedenler şunu iyi bilsin: Gazze’de işlenen suçlar da, Batı Şeria’da sürdürülen hukuksuzluklar da tek tek hepsi kayıt altında. Ve eninde sonunda hukuk işleyecek. Eninde sonunda adalet tecelli edecek. Eninde sonunda bu eli kanlı İsrail yönetiminde soykırım suçuna iştirak etmiş her bir suçlu yargılanacak. Bu kararların altına imza atanlar, insanlığa karşı işlenen suçların hesabını vermek üzere gün gelecek, yargı önüne çıkacak. Herkes unutsa biz unutmayacağız. Herkes unutsa biz unutmayacağız, unutturmayacağız inşallah.
Değerli arkadaşlar; şu anda gerçekten zor dönemden geçiyoruz. Ülkemizde, bölgemizde zor günler yaşıyor ve İran savaşı evreler değiştire-değiştire devam ediyor. Gerginlik hala yüksek. Çatışmalar hala devam ediyor. Bir ateşkes deniyor, ama sahada bunun karşılığı yok. Gerçekten çok çok dikkat etmemiz gereken dönemlerdeyiz. Bakın Karadeniz’de vakalar artıyor. Daha geçenlerde bir gemimiz hedeflendi. Bir vatandaşımızı kaybettik. Yaralananlar oldu. Allah kendisine rahmet eylesin. Yaralananlara şifa diliyorum. Son bir ay içerisinde 5-6 tane gemimiz Karadeniz’de hedef oldu. Bununla ilgili bakıyoruz iktidardan fazla bir açıklama yok. Fazla bir şey duymuyoruz. Hâlbuki bunların tek tek aydınlatılması lazım. Kamuoyuna bilgi verilmesi lazım. Kimdir bu saldıran? Hangi taraftır? Niyeti nedir? Hiçbir haberde yer almıyor dikkat ederseniz. Çok küçücük. Biz uluslararası haberlerden falan bazen yakalıyoruz ya da özellikle basında bastırılıp geri plana atılan adımlar, haberler bunlar ve bununla ilgili de hükümeti, açıklamaya olanları aydınlatmaya ve vatandaşlarımızın hakkını da, can emniyetini de dünyanın neresinde olursa olsun korumaya davet ediyorum.
Gerçekten sıkıntılar büyük. İç kamuoyunda da gündemimiz yoğun bir şekilde şu anda ana muhalefet partisiyle, Cumhuriyet Halk Partisi ile meşgul. Biz de gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Çünkü mesele demokrasi meselesi. Mesele hukukun meselesi, ama aynı zamanda mesele temiz siyaset meselesi. Türkiye’de dönem-dönem demokrasi topyekûn veya kısmi olarak askıya alınmıştır. Ama sonunda milli iradenin egemenliği yeniden hakim olmuştur. Milletimiz her daim demokrasiden yana iradesini el ya da geç ortaya koymuştur. Milletimiz olanları takip eder. Belki hemen konuşmaz, ama gün geldiğinde söyleyeceğini sandıkta söyler. Özellikle gençlere seslenmek istiyorum bakın. Gerçekten olanlar sizleri üzüyor olabilir. Bu ülkeden ümidinizi kaybetmenize sebep olabilir, ama bu ülkeden, bu büyük ve güzel ülkeden vazgeçmeyin gençler. Umudunuzu asla yitirmeyin. Ülkemizin de içinde bulunduğu bölgenin gerçekten büyük sorunları var biliyoruz, ama hiçbir sorun inanın çözümsüz değildir. Bu millet zor zamanları çok gördü. Sıkıntıdan da geçti, yokluktan da geçti, baskıdan da geçti, ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı bildi. Bugün de mesele işte o iradeyi diri tutmaktır. Bugün de mesele umudu her zaman yaşatmaktır. Bu ülkenin her şehrinde, her sokağında, her karış toprağında emeğiyle, inancıyla, sabrıyla ayakta duran milyonlar var ve biz onlar için buradayız. Milletimizle birlik olursak, kenetlenirsek ve aynı hedefe doğru yürürsek inşallah aşamayacağımız hiçbir engel yoktur inanın. Kimse bu millete umutsuzluğu dayatamaz. Kimse ben iktidarım ne yaparsanız yapın boşuna, ben buradan gitmeyeceğim hissiyatına milletimizi zorlayamaz. Kimse bu ülkenin yarınlarını karanlıkta bırakamaz. Biz zor zamanlarda sorumluluk alan bir anlayışın temsilcileriyiz ve inanıyoruz ki bu ülkenin yarınları bugünlerinden çok daha güçlü olacaktır. Yolumuz uzun olabilir, ama biz o yolu birlikte yürümeye kararlıyız. İşte buradayız, bir aradayız. Bizde geri adım yok. Sağlam adımlarla yolumuza devam ediyoruz. Bu ülkenin yeniden nefes alması için yola devam ediyoruz. Gençlerimizin hayallerini yeniden kurması için yola devam ediyoruz. Alın terinin değer gördüğü, kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği bir Türkiye için yola devam ediyoruz. Umudu büyütmek için, Türkiye’nin müreffeh yarınlarını el birliğiyle inşa etmek için yola devam ediyoruz. Allah’ın izniyle hep beraber başaracağız. Bu topraklarda adaleti, bereketi ve kardeşliği hep birlikte hakim kılacağız.
Rabbim yolumuzu açık eylesin, birliğimizi daim eylesin. Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun diyorum.