Türkiye'nin batı ve güney kıyılarında etkili olan orman yangınları, Temmuz 2026'nın son haftasında Muğla'nın Fethiye ilçesinde yoğunlaştı. Orman Genel Müdürlüğü'nün (OGM) açıklamasına göre, 22 Temmuz 2026'da Gökçeovacık Mahallesi'nde başlayan yangın, gece boyunca süren havadan ve karadan müdahalenin ardından 23 Temmuz 2026'da kontrol altına alındı.

Yangın, İnlice Mahallesi yönüne ilerleyerek yaklaşık 200 hektarlık alanı etkiledi ve tedbir amacıyla bölgedeki bazı evler boşaltıldı. Fethiye'deki alevler, aynı günlerde Fransa'dan Cezayir'e kadar tüm Akdeniz havzasını saran yangın dalgasının Türkiye'deki yansıması oldu.

Fethiye ve İzmir'de müdahale nasıl ilerledi?

OGM'nin bilgilendirmesine göre Fethiye'de Muğla Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı hava ve kara araçları ile itfaiye ekipleri eşzamanlı görev aldı. Müdahale, hava koşullarının belirlediği bir ritimle ilerledi: karadaki ekipler gece boyunca alevlerin yerleşim alanlarına ulaşmasını önlemeye çalışırken, havadan söndürme çalışmaları görüş mesafesinin açıldığı ilk ışıklarla yeniden başladı.

Bu iki aşamalı müdahale, arazinin engebeli yapısı ve rüzgârın yön değiştirmesi nedeniyle yaz yangınlarında sık görülen bir zorluğu yansıtıyor. Gece karadan tutulan hattın gündüz havadan desteklenmesi, yangının büyümeden durdurulmasında belirleyici oldu.

Benzer bir tablo, birkaç gün önce İzmir'de yaşanmıştı. 16 Temmuz 2026'da Torbalı ilçesi Ahmetli Mahallesi yakınındaki ormanlık alanda çıkan yangında, yakındaki organize sanayi bölgesinde bulunan iş yerleri tedbir amacıyla tahliye edildi. Ormanlık alanla sanayi bölgesinin iç içe geçtiği bu tür noktalarda yangın yalnızca orman örtüsünü değil, üretim tesislerini ve çalışan güvenliğini de tehdit ediyor; alevler helikopter, uçak ve arazözlerle kontrol altına alındı.

Son günlerde Türkiye'de yangınların yoğunlaştığı başlıca noktalar şunlar oldu:

  • Fethiye (Muğla): Gökçeovacık'ta başlayıp İnlice yönüne ilerledi, yaklaşık 200 hektar etkilendi.
  • Torbalı (İzmir): Ahmetli Mahallesi çevresinde çıktı, sanayi bölgesindeki iş yerleri boşaltıldı.

Akdeniz havzası alev altında

Türkiye'deki yangınlar, geniş bir coğrafi tablonun parçası. Fransa'nın Atlantik kıyısında Bordeaux'nun yaklaşık 40 kilometre batısındaki Saumos köyü yakınında çıkan yangında, ilk 24 saatte 3.400 hektardan fazla alan yandı ve 20 binden fazla kişi tahliye edildi. Söndürme çalışmalarına 700 itfaiyeci ve dört uçak katıldı; ilk belirlemelere göre can kaybı yaşanmadı, yalnızca bir ev tamamen zarar gördü.

Cezayir'de ise Annaba vilayetine bağlı Serayidi beldesinde çıkan yangın nedeniyle bir hastane ve çevredeki yerleşim bölgeleri boşaltıldı. Cezayir makamlarının verilerine göre ülke genelinde çıkan 170 yangının 104'ü kontrol altına alınırken, 19 vilayette 66 yangında çalışmalar sürdü. Aynı verilere göre 1-20 Temmuz döneminde zarar gören yeşil alan 1.666 hektarı aştı; bu rakam geçen yılın aynı dönemindeki 467 hektarın yaklaşık üç katı.

Yangınları büyüten ortak etken: aşırı sıcaklık

Bölgedeki yangınların ortak paydası, rekor kıran sıcaklıklar ve şiddetli rüzgârlar. Cezayir'de termometreler 49 dereceyi gördü; İspanya'da sıcaklığın 44 dereceyi aşması beklenirken Albacete, Avila ve Teruel'de 42 dereceyle temmuz rekorları kırıldı. Sardinya ve Sicilya'da ise sıcaklığın 38 derecenin üzerine çıkacağı tahmin edildi.

Meteoroloji verilerine göre Akdeniz'in deniz suyu sıcaklığı, 1991-2020 ortalamasının 5 derece üzerine çıktı ve deniz yüzeyinin yaklaşık yüzde 80'i sıcak hava dalgasından etkilendi. Isınan deniz, geceleri havanın yeterince serinlememesine yol açarak kıyı şeridindeki bitki örtüsünün kuruluğunu artırıyor; bu da yangınların hem daha kolay başlamasına hem de daha hızlı yayılmasına zemin hazırlıyor.

Bu tablo ne anlama geliyor? Bu yıl yanan alanın, son 20 yılın aynı dönem ortalamasının iki katına ulaşması, tek tek yangınların ötesinde havzanın tamamını kapsayan yapısal bir riske işaret ediyor. Fethiye ve Torbalı'daki yangınların Fransa ve Cezayir'deki felaketlerle aynı haftaya denk gelmesi, Akdeniz ülkelerinin giderek uzayan ve şiddetlenen bir yangın sezonuyla karşı karşıya olduğunu; hazırlık, erken müdahale ve tahliye planlamasının önümüzdeki yıllarda daha da kritik hale geleceğini gösteriyor.