Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, sanayi şirketlerinin yüksek faiz, artan üretim maliyetleri ve zayıflayan dış rekabet nedeniyle ciddi baskı altında olduğunu söyledi. Gültepe, mevcut koşullarda sanayicinin “nefes alamadığını” belirterek ekonomi politikalarının yeniden değerlendirilmesi çağrısı yaptı.

Gültepe, değerlendirmelerini İstanbul Sanayi Odasının “Türkiye'yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” gündemiyle düzenlenen temmuz ayı Meclis toplantısındaki panelde paylaştı.

TİM Başkanı, sanayi şirketlerinin yalnızca yeni yatırım yapmakta değil, mevcut üretim ve ihracat pazarlarını korumakta da zorlandığını ifade etti.

Gültepe hangi sorunlara dikkat çekti?

Mustafa Gültepe'nin açıklamasında üç temel başlık öne çıktı: finansman maliyeti, üretim giderlerindeki artış ve ihracatta fiyat rekabetinin zayıflaması.

Gültepe, iş insanlarının daha önce yüzde 18-20 düzeyindeki oranlardan finansman sağlarken mevcut dönemde yüzde 50'ye yaklaşan maliyetlerle karşılaştığını söyledi. Bu ölçekteki finansman yükünün işletmeler tarafından uzun süre taşınamayacağını savundu.

Avrupa ekonomisindeki durgunluğun Türkiye'nin geleneksel ihracat pazarlarındaki talebi sınırladığını belirten Gültepe, şirketlerin mevcut müşterilerini ve pazar paylarını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Konkordato sayıları neden gündeme geldi?

TİM Başkanı, son 2-3 yılda konkordato sayılarının yaklaşık üç katına çıktığını söyledi. Gültepe, bu artışın yalnızca şirketlerin yönetim hatalarıyla açıklanamayacağını savundu.

Şirketlerin yatırım ve işletme planlarını daha düşük finansman maliyetlerine göre hazırladığını, ekonomik koşulların kısa sürede değişmesiyle nakit akışının bozulduğunu belirtti.

Konkordato, borçlarını vadesinde ödemekte zorlanan şirketlere mahkeme denetiminde yeniden yapılandırma imkânı sağlıyor. Ancak başvuruların artması tedarikçiler, çalışanlar ve finans kuruluşları üzerinde de zincirleme etki oluşturabiliyor.

Yüksek faiz sanayiciyi nasıl etkiliyor?

Üretim şirketleri ham madde alımı, stok finansmanı, makine yatırımı ve ihracat siparişlerinin hazırlanması için işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.

Kredi faizlerinin yüksek olması, şirketlerin yeni sipariş almak için gerekli finansmanı bulmasını zorlaştırabiliyor. Finansmana ulaşan işletmeler ise maliyeti ürün fiyatına yansıttığında dış pazarlarda daha pahalı hâle gelebiliyor.

Özellikle düşük kâr marjıyla çalışan tekstil, hazır giyim, mobilya ve bazı makine alt sektörlerinde faiz yükü şirketlerin rekabet gücünü daha hızlı aşındırabiliyor.

“Mevcut pazarları kaybediyoruz” uyarısı

Gültepe, Türkiye'nin uzun yıllar içinde oluşturduğu ihracat pazarlarının korunmasında zorluk yaşandığını söyledi.

Avrupa, Türkiye'nin toplam ihracatında en büyük paya sahip bölge. Avrupa ekonomisinin yavaşlaması, tüketici talebinin zayıflaması ve Türkiye'deki maliyet artışları aynı anda etkili olduğunda ihracatçıların sipariş kaybetme riski artıyor.

Rakip ülkelerin daha düşük işçilik, enerji veya finansman maliyetleri sunması, Türk ürünlerinin fiyat rekabetini zorlaştırıyor.

İSO'dan erken sanayisizleşme uyarısı

İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan da toplantıda Türkiye'de erken sanayisizleşme riskinin güçlendiğini belirtti.

Bahçıvan, imalat sanayisinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payının yüzde 20'nin altında bulunduğunu; düşük teknoloji, zayıf özsermaye ve ithal girdiye bağımlı üretim yapısının dönüşümü zorlaştırdığını söyledi.

İSO Başkanı'na göre sanayinin payının düşmesi, gelişmiş ülkelerde teknoloji ve bilgi ekonomisine geçişten kaynaklanan değişimle aynı anlamı taşımıyor. Türkiye'nin üretim kapasitesini kaybetmeden yüksek katma değerli yapıya geçmesi gerekiyor.

Sorun yalnızca kredi faizi mi?

Finansman maliyeti sanayicinin öne çıkardığı en önemli başlıklardan biri olsa da tek sorun değil.

Enerji, işçilik, lojistik ve ham madde maliyetleri de üretim fiyatlarını yükseltiyor. Döviz kurundaki artışın enflasyonun gerisinde kalması durumunda ihracatçıların döviz gelirleri, yurt içindeki maliyet artışlarını karşılamakta yetersiz kalabiliyor.

Şirketlerin özsermaye yapısı, verimlilik düzeyi, teknoloji kullanımı ve pazar çeşitliliği de kriz dönemlerine dayanıklılığı belirliyor.

İhracat pazarları çeşitlendirilmeli mi?

Panelde Türkiye'nin ihracatının büyük bölümünün yavaş büyüyen Avrupa ülkelerine yapıldığına dikkat çekildi.

Asya, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika'da büyüyen orta sınıfın yeni fırsatlar oluşturabileceği belirtildi. Ancak yeni pazara giriş; lojistik ağ, dağıtım kanalı, marka yatırımı ve yerel mevzuata uyum gerektiriyor.

Şirketlerin mevcut Avrupa pazarlarını korurken büyüme potansiyeli yüksek ülkelere yönelmesi, ihracattaki bölgesel riski azaltabilir.

Katma değerli üretim nasıl artırılabilir?

Sanayi temsilcileri, yalnızca düşük maliyet üzerinden rekabet etmenin sürdürülebilir olmadığını belirtiyor.

Ar-Ge, tasarım, markalaşma, dijitalleşme ve otomasyon yatırımları ürün başına elde edilen geliri artırabilir. Ancak şirketlerin bu dönüşümü gerçekleştirmesi için uzun vadeli ve öngörülebilir finansmana ihtiyaç bulunuyor.

Kamu desteklerinin teknoloji yatırımlarını, enerji verimliliğini ve ihracat pazar çeşitlendirmesini hedeflemesi öneriliyor.

Sanayi destek paketi yeterli olacak mı?

İSO yönetimi, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan sanayi destek paketini olumlu bir adım olarak değerlendirdi.

Bununla birlikte paketin hangi şirketlere, hangi koşullarla ve ne kadar sürede ulaşacağı önem taşıyor. Finansman ihtiyacı acil olan işletmeler açısından başvuru ve kullandırım süresinin uzun olması desteğin etkisini azaltabilir.

Desteklerin yalnızca borç çevirmeye değil, üretim kapasitesini korumaya ve teknolojik dönüşüme yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Bundan sonra hangi göstergeler izlenecek?

Sanayi sektörünün durumunu değerlendirmek için kapasite kullanım oranı, sanayi üretim endeksi, imalat PMI, ihracat siparişleri ve konkordato başvuruları yakından takip edilecek.

Kredi faizleri ve şirketlerin finansmana erişimi de yılın ikinci yarısındaki üretim görünümünü belirleyecek.

Mustafa Gültepe'nin açıklaması, sanayicilerin mevcut ekonomi programının üretim ve ihracat üzerindeki yan etkilerinin azaltılmasını istediğini ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde açıklanacak desteklerin ve para politikası adımlarının reel sektöre ne ölçüde yansıyacağı belirleyici olacak.